Avcılık Savunulabilir Mi?

Avcılık Savunulabilir Mi?

Boynuz Anısı

Geçen sene, arkadaşımın aile ormanında bir geyik avına katıldım. Evet, "aile ormanı" diye bir şey varmış; nesilden nesile geçmiş ve içinde geyiklerin domuzların fink attığı koca bir arazi. Bir eve girermiş gibi girişteki kilidi açtık ve ormanın kapısını araladık. Herhangi bir hayvanı değil, bir geyiği arıyoruz, boynuzlarından tanıyacağız. Elimizde "Wanted" posteri misali bir boynuz fotoğrafı bile var. O tip geyiklerin çocukları zayıf oluyormuş meğer, çiftleşmeden avlayıp etini yiyeceğiz. Doğanın ortasında epey yapay bir seçilim.

Yarım saat yürüyüp bir avcı kulesine geldik. Kızılderili gibi 3 gün 3 gece hayvanın izini sürecek halimiz yok; kulemizde oturalım, ayaklarımızı uzatıp vodkamızı içelim diye yer yapmışlar. Üşenmezsek tetiği bile çekebiliriz. Bu tembellik yüzünden, belki 5-10 seneye av köpekleri de işlerinden olacaklar, vurduğun hayvanı dronelar gidip getirecek. Amazon Prime üyesi avcılara bu hizmet bedava. 

***

Sonunda aradığımız boynuzları gördük. Cömert ev sahibimiz, ilk atışı benim yapmamı istedi. Daha biraz önce, hayatını çiftliklerde ve avlarda geçirmiş bu adama, vodkanın verdiği kuvvetle atıp tutuyordum, yok geçenlerde Dragunov ile ateş ettim, yok hedef tahtası ikiye yarıldı, yok beni oracıkta albay yaptılar... Al işte şimdi göster bakalım hünerini. (Bu arada ben mi Dragunovu ateşlemiştim, Dragunov mu beni ateşlemişti, hala emin değilim. Öyle bir sarstı ki, hedef tahtasına koşup kafa göz dalsam daha az yorulurdum). 

Tüfeği doğrulttum, tek gözümü kapattım, geyiği buldum, sabit durmasını bekliyorum. Güzel hayvan. Boynuz davasını bilmesem -ve biraz da geyik olsam- yanına gidip bir tutam ot ısmarlardım. Şimdiyse tek bir parmağımın hareketine bakıyor hayatı.

Bu noktada "aydınlanıp" avlanmanın ne kadar vahşi olduğunu farkederek tüfeği dizimde kırdım ve John Lennon'dan bir Imagine patlattım. En azından filmi çekilince böyle deriz. Gerçekteyse aklımdan sadece şu geçiyordu: "Güzel olduğu kadar da büyükmüş yahu". Daha önce de hayvan öldürmüştüm ama ufaklardı. (İçine sıçan giren evde feminizm kalmıyor, tuzağa yaklananları öldürme işi hep bana düşerdi). Karşımdaki geyiği vurursam, onu bir embriyodan koca bir hayvan haline getirmiş olan tüm doğal kaynaklar da boşa gitmiş olacaktı. Her şey israf, hayatın kendisi israf.

***

Ben kafamda tartışmalar döndürüp ardı ardına Nobel Ödülleri kazanırken, arkadaş sabırsızlanmaya başladı: "Hadi artık, bak bu son şansımız, bugün yarın çiftleşecekler". Bari kısırlaştırsaydını..."Vur hadi!". Sonunda çektim tetiği. Ve hiçbir şey olmadı. Belki o boynuz mutasyonu sayesinde hayvan kurşun geçirmez oldu. "Sert bas sert". Ateş bile edememişim demek. Yine çektim, yine tık yok. Parmağımın gücü mü yetmiyor? Rezil olduk resmen. Hırslandım, doğru düzgün nişan almayı bırakıp tetiğe asılırken arkadaş gülmeye başladı. Emniyeti kapalıymış meğer. "Bir şehir bebesine 50 metreden geyiğimi vurduracağımı mı sandın?". Şehir bebesi mi? Sanki okla yayla avlanıyor herif, bu tüfekleri köyde mi tasarladınız?

Gerekçesi haklıydı tabii: İlk atışta öldüremezsen geyik kaçıp saatlerce eziyet çekecek. Karnından vurdun diye o koca bacak kasları çalışmayı durdurmuyor, üstünde aslan varken bile koşan bir hayvan bu.

Bizimkinin kahkahaları sonunda kesildi, tüfeğiyle nişan aldı, 1-2 dakika hareketsiz bekledi, sonunda derin bir nefes verip ayağa kalktı. İyi bir atış yakalayamamış, geyik fazla uzaklaşmıştı. Peşinden gitmedik. "Bizim çiftliktekilerin aksine buradakilerin kurtulma şansı var. Zaten yalan söylemiştim, çiftleşme mevsimi daha gelmedi. Dönüşte marketten sosis alırız öğle yemeği için." 

  "Avcılık bir spor değildir. Bir sporda, her iki taraf da oyunun içinde olduğunu bilmeli."

"Avcılık bir spor değildir. Bir sporda, her iki taraf da oyunun içinde olduğunu bilmeli."

 

Biraz Psikanaliz

Avcılık benim için kişisel önemi olan bir konu değil, kuvvetli hislerim yok. Yani bu yazının sonunda herhangi bir görüşün müridi yapmayacağım sizi. Ama ilginç konuların, "kim daha ahlaklı" gösterisine dönüp piç edilmeleri hakkında gayet kuvvetli hislerim var. Benim gibi yetersiz bilgi sahibi olmak başka şey, hiç sorgulamadığınız kavramlar üstünden başkalarını yargılamak başka. İlkini okuyarak telafi edebiliyorsun ama ikincisi için sosyal medya "like"larından uzaklaşıp meditasyon yapmak gerekiyor.

Avcılığın spor olup olmaması tartışmaları buna şahane bir örnek: Birçok kişi "spor değil barbarlık, aksini iddia eden ruh hastasıdır" görüşünden %100 emin ama daha spor nedir, "ben tam olarak neye karşıyım", onları düşünmüyorlar. Bunu açmak için iki varsayım yapayım:

  1. Çoğumuzun, geleneksel olarak avcılıkla geçinenlerle derdi yok. (Eskimolar)
  2. Çoğumuzun, trophy hunting denen şeyle derdi çok. (Safaride gergedan avlayıp, boynuzunu salona asmak)

İlkinde, o yerlileri bizim gibi insanlar olarak değil de, doğanın bir parçası olarak görüyoruz. Onlara tahammül etmekle kalmıyor, noble savage arketipiyle onları iyice yüceltiyoruz (garip bir çeşit ırkçılık). Bunun altında ne yatıyor? Doğadan kopmuşluğumuzu kompanse etmek olsa gerek.

İkinci senaryoda nefret ettiğimiz şey de bu kopmuşluk. Trophy hunter, kendi egomuzun bir yansıması. Onun avını domine etmesi gibi, biz de her yönden doğayı domine etmişiz. Bazı hayvanları endüstriyel ürün haline getirmiş, bazılarını süs eşyası yapmışız. Tahılları evriltmiş, devasa arazileri yontmuş, iklimleri değiştirmişiz. Bu suçluluk duygusunun hıncını, gergedan cesedi önünde poz veren kibirli hıyardan çıkarıyoruz. Halbuki o hıyara kıyasla, gezegene maliyetiniz veya sebep olduğunuz acı çok da farklı değil.
 


Bir Kuzu Tandırcının Gözünden Veganlık yazısında değinmiştim, eti azaltmanın etkisi büyük. Sadece ABD'de 8.5 milyardan fazla tavuk öldürülüyor her sene. Oturup uğraşsanız, 8.5 milyar tavuğu gözünüzde canlandıramazsınız. Ortalama bir Amerikalı, her sene 12 balık ve 25 kara hayvanı yiyor (24'ü tavuk). Bunları beslemek için kullanılan tarım arazilerinin doğaya maliyeti de cabası.

Her gün süpermarketten ambalajlanmış ceset satın alanların, senede bir ava giden birinin ayakları altındaki cesedi görünce nefret kusmasını, bir nevi günah çıkarma olarak görmem bu yüzdendir.

Veganlar bile bu denklemin dışında değiller. Zamanınız olunca tek bir gün boyunca kullandığınız eşyaları, yarattığınız çöpü düşünün. Eski mahallemdeki community garden ile çok ilgilenen bir komşum vardı, o küçücük alana iki üç domates ektiği ve organik yediği için sevinirdi, ama her hafta Amazon'dan koli koli eşya gelirdi kapısına.

Tüm bunları, Eskimoları haksız bulmak veya trophy hunter'ları aklamak için söylemiyorum elbette. Ben de ilkini romantize edip, ikincisini öldüresiye dövmek istiyorum. Ama Hrıstiyanlıktaki ilk günah misali, bu çağda yaşayan her insan, sırf varoluşuyla gezegene yük. Ve başkalarını çarmıha germek -doğru hareket olduğunda bile- bizi cennete yaklaştırmıyor.

 

Spor Nerede Başlar, Nerede Biter

Peki yaptığım o iki varsayımın arasında kalan koca alana ne oldu? Herkesin kendinden emin biçimde konuştuğu o "spor" konusundan bahsediyorum.

Spor, bu bağlamda kullanıldığında kirli bir kelime. "Tamamen zevkine yapılan" iması var. Peki, Eskimoların bir tık altını düşünün: Kırsalda yaşayıp haftada bir avlanan bir aileyi mesela. Bir yandan da tavuk, koyun, vs besliyorlar. Ve altlarında araba, çok isterlerse 1 saat ötedeki şehirden yemek bulabilirler. Şimdi bunların avlanması spor mu? Yaşamak için doğadaki tavşanı öldürmek zorunda değiller ama kısmen bunla geçindikleri ve kültürlerinin parçası olduğu için, "zevkine" avlandıkları da söylenemez. 

Kontrastı arttırayım: Şehirde yaşayan ve ayda yılda bir oğlunu, kızını yanına alıp kampa giden bir babayı düşünün. Kuş avlayıp yiyorlar, o sırada aile saadeti yaşıyorlar, çocuklar doğayı öğreniyor, vs. Avlanmaları yasaklanırsa gezegendeki toplam acı azalacak mı? Muhtemelen şehirde kalıp restorana, sinemaya gidecek, öküz gibi tüketecekler. Kırsaldaki ailenin aksine, rahat kümeslerde yetişen hayvanları değil, endüstriyel hayvancılık denen işkencehanenin ürünlerini yiyecekler. Ve besin zincirini de anlamayacaklar. (Şehirde yetişmiş biri olarak, etin nereden geldiğini teoride bilmeme rağmen, bu işi tam olarak idrak etmem, Kurban Bayramı için apartman bahçesinde boğazlanan bir koyun sayesinde olmuştu. O da fazla travmatik olduğundan bir süre hatırlamadım bile.)

Arkadaşınızla balığa gitmeniz spor mu? Sonuçta zevk alıyorsunuz, büyük bir balıkla ufak bir kara hayvanı arasında fazla bir fark yok ve balık tutmak zorunda değilsiniz. Playstation oynamak dururken av sporu neyinize? 

***

İşin garip yanı, ticari bir balıkçı gemisinin bir günde avladığı balığı, kendimiz bir ömür boyu tutamayız. Tıpkı ticari bir kesimhanede bir günde ölen domuzları, bir ömür içinde avlayamayacak olmamız gibi. Ama yaygaranın çoğu, ölümlerin çok daha azından sorumlu bir alan üstünde kopuyor. 

Sanırım doğadan uzaklaştıkça, onunla ilişkimiz bir bulimia hastasının yemekle ilişkisine benziyor. Hem arzuluyoruz, hem de istemiyoruz. Doğanın bir kısmının spor kümesinde olmasından rahatsızız, ama çok daha büyük kısmının ticaret kümesinde olmasını kabullenmişiz.

hunt3-min.jpg

 

Beklenmedik Sonuçlar: Backfire Effect 

Avcılığı savunurken kullanılan en sık argümanlardan biri, nüfus planlaması. Hakkında biraz okuma yapınca bu konuda fikirlerim değişti.

İlk sorun, insan müdahalesinin öngörülememiş sonuçları. 1950'lerde, Mao yönetimindeki Çin'de, tarım ürünlerini yiyen sıçan, sinek, sivrisinek ve serçelere karşı seferberlik ilan ediliyor (Four Pests Campaign). İlk üçü sorun değil ama "kapitalizmin kuşları" dedikleri serçelerin avlanması, böcek nüfusunu arttırıyor, çekirge sürüleri pirinç tarlalarını mahvediyor. Mao serçeleri "affetse" de iş işten geçmiş, halihazırda devam eden kıtlık iyice kötüleşiyor ve tarihin en büyük kıtlığı haline geliyor.

İkinci sorun ise daha ilginç: Geyik gibi hayvanların ekosistemdeki rolleri gayet açık mesela. Doğal avcıları yokolduğu için sayıları fazla artmış, görece düzgün çalışan hükümetler bilimadamlarına danışarak belli bir limite kadar av lisansı çıkarıyorlar. Avcılar da lisans için para ödüyorlar ve bu para çevre koruma projeleri için harcanıyor. Buraya kadar sorun yok, değil mi?

Fakat bu pratik geyik nüfusunu azaltacağına arttırıyor, çünkü park işletmeleri için ters bir teşvik yaratmış oluyor: Ne kadar geyik, o kadar lisans, o kadar gelir. Bunu yapmak için ormanların bir kısmını çiftçilere kiralayıp, geyiklerin tercih ettiği ürünleri yetiştirmelerini istiyorlar. Yani orman ormanlıktan çıkıp, geyik üretme merkezine dönüşüyor.

***

Ama durun, daha bitmedi. Bu yolla avlanma arttıkça mevcut kültür yozlaşıyor, benim arkadaşın yaptığı gibi "boynuzu kötü olanlar" ile sınırlı kalmıyor iş. Aksine en baba boynuzu avlama yarışı başlıyor, yani en sağlıklı bireyleri gen havuzundan çekiyorsun. Bu ters bir evrim yaratıyor. Fillerde böyle bir etki gözlemlenmiş mesela.

Niye bu kültür yozlaşıyor? Parasını vermişsin de ondan. Para bir teşvik olarak işin içine girince, diğer sosyal bariyerleri erozyona uğratıyor. (Bu konudaki en ilginç örneklerden biri İsrail'deki bir yuvada yapılan deney). Zaten tam da bu yüzden, egzotik hayvanların avlandığı trophy hunting'e karşıyım. Zengin insanlar 40-50 bin doları bastırıp, aslan filan avlıyorlar. O para da sözde o ülkelerin çevre korumasına gidiyor. %0 yolsuzluk olsa bile, bence bunun uzun vade etkisi yozlaştırıcı. Genel olarak tüm kültürü yozlaştırıyor.

Bugün, kendimizi gidip birine satamıyoruz mesela. Gayet liberal demokrasilerde bile, akli dengesi yerinde iki reşit insan, aralarında böyle bir anlaşma yapamıyor. Çünkü diğer insanlara "paranın üstünde bir değer yok" mesajı verilmesi istenmiyor. Zengin birinin gidip son 10 bin kaplandan birini öldürme izni olması, tam da bu etkiyi yaratıyor. Hatta daha bile kötü. İnsan dediğin şeyden 8 milyar tane var.

***

Backfire effect dediğim bunlar işte: Planladığın etkinin tam tersini yaratmak. Nüfus kontrolü yerine nüfus artışı, yahut doğal seçilim yerine ters yönde bir yapay seçilim. Üstelik, çevre korumasının bir rant kapısı haline gelmesi ve genel bir kültür yozlaşması da cabası.

 

Doğanın Dengesi

Yukardaki senaryoda bir "twist" daha var yalnız: Avlanan geyiklerin artması aslında iyi bir şey değil mi? Bir şeyi değerlendirirken, alternatifine kıyasla değerlendirmek lazım. Buradaki alternatif neydi? Nüfus işini doğaya bırakmak ve tüketim için endüstriyel hayvancılığa yönelmek. (Avlanmayı yasaklayınca herkes otomatikman vegan olmayacak). Bu alternatifler daha mı iyi sizce? En azından, avlanan geyiğin doğal bir hayatı ve acısız bir ölümü oldu. Böyle yaşamış her geyik, kendi boyutu kadar bir kafeste işkence çekmeyen bir domuz demek. Böyle ölmüş her geyik de, açlıktan yavaş yavaş acı çekmemiş bir geyik demek.

Bazıları, insan karışmazsa, doğada açlık veya nüfus patlaması diye bir şeyin olmayacağını, doğal denge nin mükemmel olduğunu savunuyor. Ben bunu, "devlet karışmazsa piyasalar kusursuz işleyecek" diyen kapitalist söyleme benzetiyorum. Bir kere "insan karışmasa" varsayımı patlak, çünkü insan karışıyor kardeşim. Başta da bahsetmiştim, vegan da olsan, evinden dışarı da çıkmasan senin bu gezegene etkin var. Bu etki de yeni değil, en az 200 senedir büyük boyutlarda. "İnsan olmasa"lı bir politika üretimi, bir ahlak felsefesi mümkün değil.

İkincisi, doğal denge dediğimiz şey, her hayvanın sürekli optimum sayıda üremesi ve besin zinciri içinde birbirine yetmesi değil. İnsan daha sahneye çıkmadan, türlerin %99.9'unun tükenmiş olmasının bir nedeni olmalı. Doğa, kıtlık-bolluk veya soykırım-aşırı üreme gelgitleriyle çalışmasaydı, evrim diye bir şey de olmazdı. (Daha doğrusu bottleneck etkisi olmazdı, evrim de çok daha yavaş olurdu muhtemelen.)

***

Her halükarda, avlanma hiçbir zaman endüstriyel hayvancılığın yerini alamaz. ABD'de, haşarat dışında en çok avlanan hayvan güvercin. Kaç tanesi avlanıyor, tahmin edin. 35 milyon. 6 milyon da geyik var. Oysa 112 milyon domuz kesiliyor her sene. 

Zaten avlanma konusunda mutlakçı bir tutum takınmak bu yüzden zor: Uç örnekler haricinde, hem spor-kültür-geçim kaynağı ayrımını yapmak imkansız, hem de bu konuyu endüstriyle hayvancılıktan, daha genel olarak da hayvanlardan faydalanma konusundan bağımsız biçimde tartışmak imkansız.

Tüm bunları "ne şiş yansın ne kebap" amacıyla söylemiyorum. Bazı kararları vermek lazım. Ama bunlar duruma, bölgeye, şartlara bağlı olmalı. "Mutlakçı" olmamalı. Oturduğunuz cam gökdelenlerden, genelgeçer ahlak yasaları üretmek akıl karı bir iş değil. Kendi suçluluk duygunuzu da böyle tedavi edemezsiniz.

Türkiye'den *** Olup Gitmek

Türkiye'den *** Olup Gitmek

Epikürcülük: Zevk, Ahlak, Ölüm ve Birkaç Atom

Epikürcülük: Zevk, Ahlak, Ölüm ve Birkaç Atom