Bir Kuzu Tandırcının Gözünden Veganlık

Bir Kuzu Tandırcının Gözünden Veganlık


Yukardaki tweet'e ilk tepkiniz nedir? Muhtemelen "işte bunlar hep protein eksikliği" minvalinde bir şeyler. Benim öyleydi en azından.

Fakat bu tecavüz örneği bir yerlerden tanıdık geldiği için wiki'den araştırıp buldum: Gary Francione adında, hayvan hakları konusunda bilindik bir hukuk profesörü var. Parçası olduğu abolitionist kampının derdi, et yemenin filan çok ötesinde: Hayvanların alınıp satılan bir meta olmalarına karşılar. 

Bunlar protectionist tayfasıyla tartışıyorlar. Yani "o kadar devrimci olmaya gerek yok, biz kullandığımız hayvanların şartlarını iyileştirelim, zaten zamanla toplum da değişecektir" diyenlerle. 

Francione de bu görüşü "vicdanlı tecavüze" benzetiyor: "Tamam tecavüz ediyorum ama kadını dövmüyorum". Yani hayvanı alıp satıp yiyoruz ama eziyet etmiyoruz.

 

"Kim Uğraşacak" Felsefesi

Bununla başladım çünkü veganlık bir diyet tercihinden ibaret değil, altında tutarlı bir felsefe yatıyor. Ama ne yazık ki biz hep veganlığı değil, veganları tartışıyoruz. Onların da en kıl olanlarını. 

"Biz" diye konuşuyorum, çünkü ben de "kuzu tandır buldu mu acımadan gömenler cemiyeti" üyesiyim. Hadi onu yemesen, bu işin menemeni var, bal kaymağı var. Yemekleri geç, viyolonsel teli için bile domuz kullanılıyor…ki bilirsiniz, ben viyolonselsiz yapamam, şuradan şuraya gitmem.

Sonuçta benim cenahın tutumu bir felsefe filan değil. Çünkü düşünüp de bir karara varmadık. Bizim davranışımız, düşünceden önce geldi. O yüzden debizimkisi olsa olsa "kim uğraşacak" felsefesi, yahut "valla biz 100 bin yıldır sülalece etçiyiz" felsefesi. Bu da pek tutarlı değil: Konu insan hakları olunca paleolitik dönemden bahsetmiyoruz ama hayvan hakları olunca "biz etçil hayvanlarız, doğamıza aykırı" diyoruz.

Medeniyetin kendisi doğamıza aykırı zaten!

Böyle bir primatın, Birleşmiş Milletler'i kurması doğasına uygun muydu? 
Çekirdek aile kurup, ölene kadar bir yastıkta kocaması?
9-5 çalışıp, 12-7 arası uyuması?
Aşk acısından intihar etmesi?
Gluten, kahve, inek sütü, rafine şeker ve tabii ki nutella? 

Bunlar kimin doğasına uygun? Bence bu konudaki "felsefesizliğimiz" ile yüzleşip keyfimizi bozmamak için, veganlık yerine aptal veganlara, saldırgan veganlara, kıl veganlara odaklanıyoruz. Nasıl olsa Dünya'da aptal çok. Her gün birini gündem yapsak, hayatımız boyunca tek bir konuyu etraflıca düşünmeden yaşayabiliriz.

Vejeteryanlığa ikna süreci

Vejeteryanlığa ikna süreci

 

Olmasaydık Olmazdınız

Geçenlerde aklıma çok orjinal bir fikir geldiğini sanmıştım, meğer Freakonomics'in şu bölümünde ve The Omnivore's Dilemma kitabında ucundan değinmişler:

  1. Meta olarak kullanmasaydık, bu kadar hayvan hayatta olmayacaktı.

  2. Eğer beslediğimiz ortalama hayvanın hayatı, eziyetten ziyade rahatlık içindeyse, toplam hayat sayısını arttırmanın bir değeri yok mu?

  3. Alo Nobel hattına göndereceğiniz SMS'lerle destek olmayı unutmayın.


Yani farzedelim bu "protectionist" tayfası başarılı oldu ve hayvanların çoğunun şartları iyileşti. Eğer herkes vegan olsaydı, doğada sadece 1.5 milyon inek olacaktı, şimdiyse 1.5 milyar inek var. Fazladan yaratılan bu hayat tecrübesinin değeri, "hayvanlar meta değiller" fikrini ezecek kadar kuvvetli mi? Bu soru şimdilik cebimizde dursun.

 

En Yerli "Yerli Malı"

Geleceğim yeri tahmin etmişsinizdir: çocuklar. (Won't somebody please think of the children?)

Kesip yemek için çocuk yapmıyorduk ama çocukları kullanıyorduk. Tarlada, evde, atölyede... Yakın zamanlara kadar çocuklar "ufak yetişkin" gibiydiler: Okul mokul yok, tüm gün ana-babaya yardım.

Daha da abartayım: Roma İmparatorluğu'nun belli bir döneminde, aile reisi (pater familias) erkek çocukları üstündeki süresiz hakka sahipti. "Çocuk" 50 yaşına da gelse, baba onu istediği işe koşabilir, ceza verebilir ve öldürebilirdi.

Yani çocuğunuz üstündeki hakkınızla, yününden sütünden faydalandığınız bir hayvan üstündeki hakkınız benzer seviyelerdeydi. Gaddarlık yapmadığınız sürece her şey normal. En yerli yerli malı bu.

Bunu bir seviye daha soyutlaştırıp, Tanrı'dan bahsetmek de mümkün: "Çocuklarını" bir amaç için yarattı ve sınırlı bir ömür verdi. Biz endüstriyel hayvancılık yapıyorsak, Tanrı da endüstriyel seviyede bir ahlak deneyi yapıyor, yaşamış 100 milyar insan üzerinden. Bunu 1 milyar insanla da yapabilirdi. Niye bu kadar bilinç, bu kadar hayat tecrübesi var?

Ve Tanrı her birimiz üstünde sonsuz hak sahibi. Ama Romalı bir aile reisinin aksine, bu hakkı ölümden sonra da devam ediyor. 

 

Tarihin Kaybeden Tarafında

Bu paralellikler, aslında "abolitionist" veganlığın lehine örnekler, çünkü şu trendi görüyoruz:

Uzun süre insan/çocuk hakları olmayan tarım toplumlarında yaşadık, ve yavaş yavaş o dönemler kapandı. Artık çocuğun "etinden sütünden" faydalanamıyorsun. "En büyük hayvan sahibi" olan geleneksel Tanrı fikrine itaat de azaldı.

(Aslında bakarsınız, yaratıcının otomatikman yarattığı şey üstünde hak sahibi olmaması fikri, taa Yahudiliğin başına kadar gidiyor. Covenant kavramından bahsediyorum. Tanrı ile İsrailliler arasında bağlayıcı bir anlaşma var, yani Tanrı'nın da yükümlülükleri var. Nuh'un hikayesinde, bu anlaşma tüm insanları kapsayıcı hale geliyor ve Tanrı da söz veriyor, bir daha sellerle Dünya'yı yoketmeyeceğine)
 

Bu değişiminin bir sonraki aşaması, aynı hakları hayvanlara doğru genişletmek değil mi? Sinir sistemi en gelişmiş olanlardan başlayarak mesela.

Zaten bu seviyeye de geldik. Şempanzeler için özlük hakkı (personhood) davası vardı mesela. O uç bir örnek ama deneylerde kullanamıyorsun şempanzeleri kafana göre, bir sürü regulasyonu var. 

Sonuçta gidişat belli, 50 sene sonranın insanları / yapay-zekaları, "biz paleolitik devrinden beri sülalece etçiyiz" demeye devam etmeyeceklerdir.

Yani biz etçiller, tarihin kaybeden tarafındayız. 1700'lerde "köleliği kaldırmayalım, atalarımız da köleciydi, ama onların şartlarını iyileştirelim" diyen çoğunluğun bugünkü versiyonuyuz.

Elbette bir insan alıp satmakla, zaten bu iş için evcilleştirilmiş inekleri alıp satmanın arasında dağlar kadar fark var. Ama toplumun mevcut standardına ve gidişatına kıyasla, şu anki konumumuz benzer: Statüko.

Bize saygısızlık edenlerin ego mastürbasyonu yapmaları, sosyal medyada fav avına çıkmaları filan, bunun yanında ayrıntı kalıyor biraz.

Koyaanisqatsi'den bir görüntü

Koyaanisqatsi'den bir görüntü

 

Terraforming

Tüm bunlar ilginç olabilir ama vicdan bazlı argümanlar ters tepebiliyorlar. Kimse kendinin kötü biri olduğunu düşünmek istemez.

Sağlık konusundan da bahsetmedim. Sigara gibi garip bir şeye katlanan insanlara, Adana kebap denen muhteşem şeyi gösterip, "bunu yerseniz erken ölürsünüz" demek pek etkili olmasa gerek. "Atın ölümü arpadan olsun" diyecek ve tarihin ilk dana yiyen atı olarak o kebaba girişecektir.

(Gerçi her halükarda "hayvansal ürün yemeyenler protein alamıyor" mitini yıkmak önemli. Modern toplumlarda kaliteli proteine ulaşmak kolay. Burada bir sürü video var.)
 

Çevre bence en ikna edici argüman. Hem doğrudan bizi kişisel olarak suçlamıyor, hem de kendini koruma içgüdüsüne oynuyor. Nasıl yapıyor bunu?

Veganlık felsefesinin asıl derdi milletin dağ evinde keçi beslemesi değil, endüstriyel hayvancılık. Ve bununla, gezegeni ne kadar şekillendirdiğimizin farkında değiliz. Koyaanisqatsi ve ardıllarını izleyince ağzımın açık kalması bu yüzdendi. Mesela bugün toplam kara yüzeyinin çeyreği hayvancılığa ayrılmış. Ve BM'e göre, bunun sebep olduğu greenhouse gazları, tüm ulaşım-taşıma sektörününkinden fazla. 

Basitleştirirsek: Beslediğimiz 1.5 milyar ineğin osuruğu, kullandığımız 1 milyar arabanın egzozundan daha çok katkı yapıyor küresel ısınmaya.

 

Kaç Tane Hayvan Yedik

Sektör bu kadar büyük çünkü ortalama biri (veya amerikalı, emin değilim) hayatı boyunca şu kadar hayvan yiyormuş:,

  • 11 tam inek

  • 27 domuz

  • 80 hindi

  • 2400 tavuk

  • 4500 balık

Tek bir kişi için tüm bunlar. Vegan-vejeteryan tayfasını denklemden çıkarsan, daha da fazla olacak.

Vallahi ben aynaya baktığımda, bu kadar hayvana değeceğimi düşünmüyorum. En fazla 1 inek, 20 tavuk, Holosko artı bir miktar balık ederim. 

***

Ama konu vicdan değil gezegen, ve bu açıdan durum daha da kötü, çünkü bu kadar hayvanın "üretim maliyeti" çok daha büyük. 

Özellikle büyük hayvanlar, besin için verimsiz yaratıklar. Feed Conversion Ratio diye bir metrik var, hayvana verdiklerinle geriye aldıklarını (süt, et, yün ve tabii nutella) oranlıyor. Dana eti için bu oran 6 kat. Özal "1 koyup 3 alacağız" demişti, biz 6 koyup 1 alıyoruz.

Halbuki çekirge ve balık gibi hayvanlarda ise 1'e yakın (erke dönergeci gibiler maşallah). Yani kırmızı et tavuk etinden, o da balıktan daha maliyetli gezegen açısından.

Ve bu maliyet giderek artıyor. Şu anki toplam tüketimimizi sürdürmek için bile tam 1.7 dünya gerekiyor iken, bugün doğan bir çocuk 35 yaşına geldiğinde, Dünya'daki 10 milyar insandan biri olacak. Bunların her biri de bugünün ortalama insanından fazla et tüketecek (bazı tahminler burada).

Bu düzenin devamı mümkün değil.
 

Chickens jpg.jpg


 

Ekonomi vs Haklar

Peki bu kadar büyüme baskısı ve rekabet ortamı varken, o üretim çiftliklerindeki şartları iyileştirmek iyice zor. Yani gösteri yapıp farkındalık yaratsan, Çin'deki üretim çiftliklerine ne yapacaksın. Adamların insanları çalıştırma şartları ortada, hayvanı mı tıkmayacaklar kafese?

Gümrük vergisi gibi tehditler koymadığın sürece, rekabet ortamı açık olduğu sürece, ve en önemlisi de hayvanlar meta oldukları sürece, her sektörde olan şey oluyor: Verimlilik artışı, masraflardan kısma ve sonuçta boktan şartlarda yaşayan milyarlarca hayvan.

Yani buradaki ilginç şey şu: ahlaki trendlerle, küreselleşmenin yarattığı ekonomik teşvikler zıt yöndeler. 

Görece gelişmiş ülkeler de sorun büyük: Diyelim farkındalık yarattınız ve insanlar artık kafese tıkılmamış hayvan yemek istiyorlar. Halbuki süpermarketteki tavuk ambalajına free range (açık arazide yetişmiştir) ibaresi koyabilmek için, tavukları kapısı aralık bir odaya koyman yeterli. Yani tavuklar teoride ufak bir bahçeye çıkabiliyor, gerçekteyse yine tıkış tepişler. Ama ambalaja baktığımda kafamda oluşan hayaller, Alp Dağları eteklerinde manzaraya karşı rakı içen inekler, tavuklar. 

Sonuçta bu kuralları sen ben değil, yine endüstri yazıyor. Çevre grupları 1-2 gün lobi yapar, sonra bıkarlar. Ama geçimi buna bağlı olan koca endüstriler her gün bu savaşı veriyorlar.

 

Yemek Kültürsüzlüğü

Sadece hukuken değil, kültürel olarak da bir bariyer var burada. Yemeklerimizin üretim süreçleri hakkında zerre bilgi sahibi değiliz artık, koptuk o kısımdan.

En basitinden, 15 yaşından beri içtiğim biranın nereden geldiğini, nasıl yapıldığını 30 yaşında öğrenmiştim.

Yemek kültürü ile kastettiğimiz şeye bakın: Restorana gidip bitmiş ürünü tatmak. Hadi en iyi haliyle, evde malzemelerden hazırlamak. Oysa o hikayenin başı da var.

Tabii bu kopukluk, genel bir sorun, etle sınırlı değil. Organik salata da yesen, aynı tuzaklara düşebiliyorsun. Omnivor's Dilemma'da anlatılıyordu, New York'taki bir müşteriye 80k kalori verecek bir salatayı, organik olsun diye California'dan getirmenin maliyeti 4600k kalori enerji. Tüm süreçten yalıtılmış olan müşteri, muhtemelen organik ibaresine bakıp, çevre için iyi bir şey yaptığını sanıyordur.

 

Çare Ne?

Bir kere veganlardan saygı filan beklememiz lazım. Ekosistemden, endüstrilerden, tarihi trendlerden filan bahsederken, her şeyi durdurup, o gezegendeki bir tane sapiens'in bir başkasına küfür etmesini dert etmek garip geliyor. Yani yüzünüze tükürseler gidip "yarabbi sükür" deyin demiyorum ama konu hakkındaki gerçekler sabit.

Peki ne yapalım?

Kısa vadede sütü ve kırmızı eti azaltalım. Ne kadar az büyükbaş hayvan, o kadar az israf, eziyet ve tabii ki osuruk. Akdeniz'in ve Akdeniz diyetinin dibindeyiz, mis gibi işte. 

Orta vadede bu fake meat (taklit et) işi yaygınlaşacaktır. Bir aralar vejeteryan sosis yiyordum, tadını ayırt edemiyordum. Hatta buna böcekleri de dahil edebiliriz. Yani hamamböceğine kürdanı batırıp ağzına atmayacaksın da, mesela çekirgeden pate yapacaklar, onu yiyeceksin.

Uzun vadede ise sentetik et. Hem vicdan, hem çevre endişelerini karşılıyor: Sinir sistemi olmayan ve onlarca kat daha az enerji/arazi/karbon salınımı gerektiren bir alternatif.

***

Tek karşılamadığı şey, benim Nobel ödüllük fikrim: et endüstrisi yüzünden fazladan milyarlarca bilincin varolması yani.

Düşündüm de, bunun da çok değeri yok. Bir tane yapay zeka üretsek, yılların ctrl-c ctrl-v metoduyla onları çoğaltacağız. Birkaç saniye içinde binlercesi, birkaç saat içinde trilyonlarcası. Bedavaya ve bu kadar hızlı üretebildiğin bir şeyin, kendinden bir değeri olabilir mi? Çok hayvan olması ne çevre için iyi, ne kendileri bundan mutluluk duyuyor kutlamalar yapıyor, ne de kendinden bir değeri var bilincin.

(Yani bizim bilincimizin bir değeri var çünkü oluşturması yıllar aldı, ölünce kayıp büyük oluyor. Ama sırf bilinçli olduğumuz için bir değerimiz olduğu düşünülmeyecektir sanıyorum, bu yeni anlayışta).  

Hayaller böyle de, gerçekler iki liralık sentetik tavuk döner kesen paslanmış bir robot usta olacak muhtemelen .


Not 1: National Geographic'in şu diyetimizin evrimi yazısı gayet zevkli (İngilizce).

Not 2: Genel olarak hayvan hakları konusunda Peter Singer okunacak önemli bir isim. Ben onu kötülük probleminden biliyorum. İnsanların ve hayvanların duyduğu toplam acının azaltılmasına dayanıyor fikirleri. pragmatik bir adam.

Düşüş Değil İniş Öldürür: Hollywood Fiziği

Düşüş Değil İniş Öldürür: Hollywood Fiziği

Gelir Adaletsizliği 3: Ekonominin Ötesinde

Gelir Adaletsizliği 3: Ekonominin Ötesinde