Buğday, Tavuk ve Bakteri Tarafından Evcilleştirilen Tek Tür

Buğday, Tavuk ve Bakteri Tarafından Evcilleştirilen Tek Tür

12 bin yıl önce ekmek diye bir şey yoktu. Süt içmiyorduk, patatesi bilmiyorduk, ata binmiyorduk. Birçok eski Hrıstiyan filozoflarına göre insanlar için yaratılmış olan bu Dünya'da, nedense hemen her hayvan ve bitki "kullanılamaz" haldeydi.

Halen de öyle gerçi. Sayısız seçenek arasında, sadece birkaç düzine türü evcilleştirilebildik. Buğday, mısır, patates, arpa ve niceleri, bu 6000 yıllık deneme-yanılma sürecinin meyveleri. Bizim açımızdan, bu süreç zorlu bir "fetih" süreciydi. Peki buğdayın açısından?

***

Onun fethi de en az bizimki kadar etkileyici. Eskiden Türkiye'nin güneydoğusu etrafındaki ufak bir coğrafyaya sıkışmış olan buğday, sayemizde şimdi her yerde. 220 milyon hektarlık ekim alanı diyor Wikipedia, yani 6 tane Almanya'yı yanyana koyun, her karışının buğdayla dolu olduğunu düşünün. İnsanlar bunları suluyor, zararlı hayvanlardan koruyor, hastalıklarını iyileştiriyor. Tüm bunları yapabilmek için, göçebe hayatı bırakıp "evlendik". Bürokrasiler, mülkiyet hakları, kolluk kuvvetleri yarattık.

Buğdayla aramızdaki ilişki, köpeğinin peşinden koşturup bokunu temizleyen insanların durumunu andırıyor: Yarın bir uzaylı gelse, kimi daha üstün görecektir? (Tüm galaksiye rezil olabiliriz).

***

Buğday, sadece bir ailenin günlük programını, yahut bir kasabanın senelik kanunlarını değil, koca bir imparatorluğun asırlık stratejisini etkiliyordu. Julius Caesar dönemi Roma'sının, her sene yarım milyon ton buğday ihtiyacı vardı. Nil deltasının bereketini ve bekaretini sunan Cleopatra, bu ihtiyacın üçte birini karşılıyordu. Dünya tarihinin en etkin siyasi ve askeri organizasyonuna, belki de her şeyden çok buğday yön verdi.

Bugünkü rakamlar ile kıyaslayınca her şey komik kaçıyor elbet: Sadece Çin, 250 tane Antik Roma besleyecek kadar buğday üretiyor. Özellikle 1960'lar önemli bir kırılma noktası olmuş, mesela İngiltere'de, aynı ekili alandan alınan verim üçe katlanmış.

Bu değişimler Mısır'ı nasıl etkiledi? Antik Çağ'ın tahıl deposu, bugün Dünya'nın en büyük buğday ithalatçısı. Zamanında Roma'ya verdiklerinin neredeyse 100 katını ithal ediyorlar. Onlara en çok yardımı yapan da, yeni Roma'nın içinde olduğu AB.

Bir ironi daha: Mısır, sübvanse edilmiş bu buğdayı vatandaşına yardım olarak dağıtıyor. Tıpkı 200 bin vatandaşına yardım yapan popülist Roma imparatorları gibi. "Ekmek ve oyunlar".

Ya buğdayın anavatanı Türkiye? İthalat listesinde 4. sırada. (İşin komiği, ihracat sıralamasında da 9.)

***

Sapiens kitabında da bahsi geçen bu "buğdayın bizi evcilleştirmesi" fikri, insana paradigma kayması yaşattıracak cinsten. Zira insan-merkezli düşünmeyi bıraktırıyor: Evrim piyasasında değerli olan şey zeka değil, çevreni değiştirip kendine uydurmak da değil. Tek geçer akçe, genini yayabilmek. Buğday bu işi gayet iyi başarmış ve bu daha başlangıc. Her on senede bir, 1 milyar yeni insan koydukça bu gezegene, buğday üretiminin daha da artması lazım.  

Biz zeki olduğumuz için, zekaya ve yaratıcılığa fazla önem atfediyoruz. Eğer köpekbalığı olsaydık, koklama duyularına göre hiyerarşiye sokacaktık hayvanları. Ve kimse de bundan şüphe etmezdi. Ne de olsa köpekbalıkları 400 milyon yıldır genlerini başarıyla kopyalıyorlar, vardır bir bildikleri.

***

Tavuk, inek gibi aptal hayvanlar da gayet başarılılar. Buğdayın aksine, bizi sabit bir yere çakıp evcilleştirdikleri söylenemez ama bizi iyi kullandıkları kesin. 25 milyar tavuğun her biri mutsuz dahi olsa, tavuk türü gezegene hakim. Burası tavukların ve horozların çöplüğü. Belki de o yüzden uzaylılar gelmiyor.

Burada kedilere özel bir parantez açmak lazım: Tam da kendilerinden beklenecek şekilde, kendi kendilerini evcilleştirmişler. Halihazırda evcilleşmiş olan insanların tarlalarında takılıp, zararlı hayvanları kovalamış, kovaladıkça ödül aldığını görmüş, ödül aldıkça Pavlov'a teşekkür edip tarlalarda takılmaya devam etmiş. Hem insan evi içinde, hem dışında bu kadar rahat edebilen başka bir hayvan yok.

***

Ölçeği daha da ufaltalım: Bakteriler de hain çıktılar, bizi gayet güzel kullanıyorlar. 

Vücudumuzdaki DNA'ların %90'ı bize ait değil, yabancı organizmaların. Ağzınızın içine bakın mesela. Orada bulunan ve DNA taşıyan her 10 canlı şeyden 9'u sizin hücreniz değil, insan hücresi dahi değil.

Bunlardan bazıları doğrudan insana yardım ediyorlar, sindirim konusunda mesela. Belki de bizim bağırsaklarımızı evcilleştirdiler, yani onlara en çok yarayan "host"ları hayatta bıraktılar, onlarla kavga edenlerde ise iltihapa neden oldular. Bağırsağı güzel her yeni insan başına, milyarlarca yeni bakteri hayata gelecek. İnsan, o yabancı genler açısından bir host, insanlık da hostları üreten fabrika. İnsanlığa faydalı bir bakteri olmak en iyi strateji. 

***

Genetik mühendisliği açısından düşünün: Bir başka türün genlerini elimizle değiştirecek kadar o türe hakim olmuşuz, fakat tam da bunu yaptığımız için, bizle beraber tüm gezegene ve ilerde tüm Güneş Sistemine yayılacaklar. Yani o türün -bilinçsizce de olsa- gösterdiği esneklik, daha geleneksel ve agresif evrimsel stratejilere kıyasla (örn: insan yiyen bir buğday türü) çok daha başarılı

Tabii kimse bir skor tutmuyor, "kaç gen kopyanız, ona göre devletten buğday yardımı alacaksınız" diyen olmuyor, devlete genvarlığı beyannamesi yapmıyoruz. Manasız, amaçsız, kör bir yayılma bu. Kaynak bolken, sonsuza kadar üreyecek ve yayılacak bir virüs gibi davranıyor hayat. Doğada denge dedikleri, bu tip nüfus patlamaları ve onu takip eden açlık / soykırım dönemleri.

Her zaman dediğim gibi: Çare Skynet.

Ulusal Mitler, Uluslararası Sermayeler

Ulusal Mitler, Uluslararası Sermayeler

Düşüş Değil İniş Öldürür: Hollywood Fiziği

Düşüş Değil İniş Öldürür: Hollywood Fiziği