Dört Yeni Grafik ve Bir Nutuk

Dört Yeni Grafik ve Bir Nutuk

Dün, ABD'deki gelir adaletsizliği hakkında bir grafik paylaşmıştım. Daha doğrusu, gelir adaletsizliğinin değişimi hakkındaydı. Peki ABD'nin sorunu bizi niye ilgilendirsin?


Geçmiş

1) Amerikalılar, aynı anda hem geçmişimizi hem de geleceğimizi yaşıyorlar. Mesela şu anki gelir dağılımı adaletsizliğinde azıcık "gerimizdeler" (kaynak: OECD ve bilimum emperyalistler)
 

ineq4-gini.jpg


2) Bu 2014 yılı içindi. Peki genel trend nasıl? Gerçi Piketty'nin ABD için çıkardığı o dünkü grafiğin Türkiye versiyonunu bulmak imkansız sanırım (yani tüm faktörleri hesaba katarak, değişik grupların gelirlerini bilmiyorum) ama başka ülkelerdeki son 100 yüzyıllık trende bakalım: Tepedeki %1'in toplam gelirdeki payı beşte bire doğru yaklaşıyor.
 

ineq2.jpg

3) Gelişmekte olan ülkelere bakınca da durum benzer. Aristokrasinin mirası olan eşitsizlik, 1. Dünya Savaşı sonunda düşmüş (kaynaklar topyekün yokoluyor). Büyük Buhran sonrası ABD'deki "New Deal" politikalarıyla bu düşüş devam etmiş. Yani yüksek vergi oranlarıyla bir sosyal devlet yaratılmış. Zaten bugünkü bir çok federal programın ve sosyal güvenlik sisteminin temeli o günlerde atılıyor. 80'lerde, eşitsizliğin tekrar artmaya başlaması da Reagan ve Thatcher dönemine rastgeliyor, yani deregulasyonlar, zenginlere düşük vergiler, düsük sivil kamu harcamaları.

 

Gelecek

4) Bu veriler en fazla 2014'e kadar. Bir de 2020'yi, 2030'u hayal edin: Sürücüsüz tırlar ve taksiler, drone'larla yapılan dağıtımlar, tamamen yazılımla halledilen finans, sigorta, hukuki doküman analizleri...

PWC'nin raporuna göre 15 sene içince ABD'deki her 10 işten 4'ü otomasyonla halledilecek. İngiltere'de bu oran %30, Almanya'da %35. Bunlar korkunç rakamlar ve kimse hazır değil. Sadece 15 sene! Yani bu felaket tellallığı bile olsa ve o işlerin sadece yarısı kaybolsa, bugün işsizlik nedir bilmeyen ABD %25 issizliği görür. Ve bu her sektörü eşit vurmuyor, alt tabaka orantısız etkileniyor. Yani dünkü ve bugünkü grafiklerde gördüğünüz eşitsizlik artışı aynen devam.

"Capital" kitabından alıntılanmış bu aşağıdaki grafik hem geçmişi, hem de geleceği özetliyor. Özellikle sol-alttaki önemli: Özel sermayenin, milli gelire oranı 1.5 kat artacak. Bu ne demek? Özel sermayenin kazancı (elitlerin kazancı), ekonominin genelinden (herkesin kazancı) hızlı artacak. Yani tüm CEO maaşlarından %90 vergi alsanız bile, zengini zengin yapan şey yatırım kazancı olacak, onun da vergisi her yerde düşük.  
 

ineq22.PNG

 

5) Bu trendlerin Türkiye'ye mutlak etkisi daha az olur (yani her 10 işten 4'ü değil de 1'i yokolur mesela) ama görece etkisi yine büyük olacaktır. Çünkü Türkiye'nin bu darbeleri emecek kapasitesi yok. Yani ABD'de siyasal iklim değişebilir ve vergileri arttırıp "universal basic income" koyabilirler (devletin herkese maaş bağlaması). Avrupa zaten bunu yapacaktır. Ama Türkiye'de vergi yükü de, gerçek işşizlik de, fakirlik de had safhada zaten. Kısacağın bir yer yok. Ne Olacak Bu Memleketin Hali serisinde uzun uzun konuşmuştuk bunları. 
 

6) Olası bir eleştiri şu olabilir: "Evet, bu yüzyılın ikinci yarısından beri gelir ve servet adaletsizliği artıyor. Ama pasta, bu politikalar sayesinde büyüdü. Dün gördük, en fakir %5'lik kısmın durumu değişmemiş ama çoğunluk az da olsa rahatlamış. Yani fakirlikte eşit mi olmak istersiniz, bollukta eşit olmamayı mı?"

Bunun olası cevapları mevcut grafiklerde saklı ama bir yenisini vereyim: Ekonomik eşitsizlik yükseldikçe, büyüme düşüyor.

Aşağıdaki her nokta bir ülke. İlk grafikte eşitsizlikle (gini katsayısı) büyüme arasında negatif korelasyon var. İkincisindeyse gelirlerin yeniden dağıtımı (sosyal yardımlar gibi) ile büyüme arasında az da olsa bir pozitif korelasyon var. Yani sağcıların "hızlı büyümenin tek yolu zenginlerin dilimlerini katlayacak politikalardır, napalım, kötünün iyisi" savunmasının bir dayanağı yok.
 

ineq3-gini.jpg


***
 

Ekonominin Ötesinde

Fakat bu grafikler ters yönde olsalardı bile, bu mevcut eşitsizlik trendini haklı çıkarır mıydı? Ekonomik bakış açısı, tartışmalarımıza gereğinden fazla hakim. Halbuki "herkesin zenginliğini arttıracaksa, aşırı eşitsizlik iyi midir?" sorusu ahlaki bir soru. Ve bunun topluma gayet somut, ahlaki etkileri var.

Türkiye'nin durumu zaten felaket de, ortalama bir Amerikalı olduğunuzu düşünün: Senelik 40-50 bin dolar kazandıran bir işiniz var (brüt). Yılın 50 haftası çalışıyorsunuz. Çocuklarınızın gelecekteki üniversite masrafını düşünürken, halen kendi üniversite borçlarınızı ödüyorsunuz. Sağlık sigortanız bir halta yaramıyor. Eviniz var ama herhangi bir yerden gelecek sadece 500 dolarlık bir fatura ile resmen iflas etmiş olacaksınız (ülkenin yarısı bu seviyede).

Sonra bir bakıyorsunuz, Disney'in CEO'su 11 ay çalıştıktan sonra 250 milyon dolarlık bir emeklilik paketi kazanıyor yönetim kurulundan. Wall Street, tarihinin ikinci en büyük buhranı sonrası, yöneticilerine milyarlarca dolar bonus dağıtıyor. Ülkenin başkanı, babadan zengin bir dolar milyarderi. Ama adil bir yerde yaşadığınız söylenmişti.
 

***


İnsan her gün bunlara bilinçli olarak kafa patlatmayabilir; hatta ABD'ye has bir şekilde, "bir gün ben de onlar gibi olabilirim" yalanına inanarak, sistemi savunabilir de. Ama bilinçaltımız farklı çalışıyor. Tüm bu resimleri birbirine uydurmaya calışırken bazı değerleri çökertmek zorunda kalıyor.

Örneğin bu toplum içinde, yolda bir cüzdan bulsanız ne yaparsınız? Oradaki paraya ihtiyacınız olsa da olmasa da, cüzdanını kaybedeni mağdur olarak görmek zor: "Bu keriz de düşürmeseymiş, öyle bırakırsan alırlar tabii, haketti". Adalet anlayışımızı uyanık olmaya endeksleyerek, cüzdanı geri vermemeyi doğruluyoruz.

Bu örneğin genel hali, fakirlerin çoğunun tembel veya aptal olduklarına inanmak olabilir. Zira sistem adilse -ki öyle olmak zorunda, yoksa kafama kakılan onca milliyetçi palavra anlamsız kalır- fakirler de fakirliklerini bir şekilde haketmişlerdir. "Onları" ne kadar keskin biçimde yargılarsam, kendi durumumun  pek de farklı olmadığı gerçeğiyle yüzleşmem o kadar zorlaşır. 

Yani öyle pis bir şey ki bu, sistemin yaya bıraktıkları kenetleneceklerine, birbirlerinin üstüne basıyorlar, yaya olmayı bırakıp limuzine bindikleri günü hayal ederek.
 

***


Daha eşit bir toplumda bu ahlaki taklaları atmaya gerek kalmıyor. Kafamdaki sistem imajını kurtarmam için mağdurdan nefret etmeme gerek yok. Fedakarlık yapınca, kendimi enayi gibi hissetmeme de gerek yok. İnsan, daha az iç çelişki yaşıyor. Bunları Gini katsayısıyla, GSMH ile filan ölçemeyiz, oturup düşünmek lazım.

Toplumlar ve kurumları, emergent kavramlardır. Yani, onları oluşturan öğelerin ötesinde birer doğaları var. "Toplumu bireyler oluşturur" diyoruz ama asıl o toplumun yapısı ve değerleri bireyi inşa ediyor.

Yeteneği ne olursa olsun, tek bir insanın, bir diğerinden binlerce, milyonlarca kat daha fazla kaynak kontrol ettiği bir toplumun, sağlıklı bireyler inşa edebileceğine inanmıyorum. Firavunla kölesinin güçleri bile anca bu kadar asimetrik olabilirdi.
 

***


Tüm bunları, "en iyi -izm şudur" demek için yazmadım. Dünya o kadar basit değil. Sözde herkesin eşit olduğu bir sürü deneme de gördük. Serbest piyasa kapitalizmi, bir sürü değişik formuyla, Dünya'ya hakim olmuş vaziyette. Rusya ve Çin bile kapitalizmin bir çeşidini yaşıyor sonuçta. Büyük hayaller kurarak izm'lerden izm'lere uçmanın zevki var ama burada dikkat çektiğim şey, çok daha küçük ölçekteki politika değişikliklerinin büyük sonuçları olduğu.

Yani ABD stili kapitalizmi ömrümüz boyunca değişmez addetsek dahi, mesela Roosevelt'in reformları ABD'nin sadece ekonomisini değil, kültürünü de değiştirmişti. "Robber Baron" devrinde yaşayan ve gerçek vahşi kapitalizmi özümsemiş bir Amerikalı, 1950'ye ışınlandığında ülkesini tanımazdı. "Ne demek sosyal güvenlik?"

1950'lerde büyüyen, Apollo projesinin milli gururunu ve Star Trek iyimserliğini yaşamış bir Amerikalı da, günümüze ışınlandığında aynı yabancılığı hissedebilir. Halbuki rejim değişmedi, darbe olmadı, çağlar açılıp kapanmadı. Çoğu büyük değişimin arkasında büyük hayal ve projeler yerine, yıllara yayılan ve pek kimsenin önemsemediği bir sürü ayrıntının kümülatif etkisi yatıyor. 

Bu gelir adaletsizliği sorununu azaltmak için, o gece de rakı masasında kalacak sosyalizm devrimlerine, tuğla gibi sosyoloji kitaplarına, veya geniş çaplı bir halk hareketine gerek yok. Birkaç kilit ismin anlaşması, nokta atışı bir iki değişiklik, iyi bir PR, biraz da şans. Bu bakış açısı hem insana umut veriyor ("değişim mümkünmüş"), hem de onu depresif yapıyor ("değişmesi kolay şeylerin bunca yıldır sebep olduğu sorunlara bak").

Eh, size "daha az" iç çelişki sözü vermiştim, sıfır iç çelişki değil. </zeytinyağı modu>

 

Bir Kuzu Tandırcının Gözünden Veganlık

Bir Kuzu Tandırcının Gözünden Veganlık

Tek Grafik Üzerinden En Büyük Sorunumuz

Tek Grafik Üzerinden En Büyük Sorunumuz