Irkçılık Hakkında 7 "Kısa" Düşünce

Irkçılık Hakkında 7 "Kısa" Düşünce

Birbirini az çok takip eden bir kaç fikri burada topladım. Bu "ırkçılık hakkında bilmeniz gereken her şey" yazısı değil, "ilgimi çeken kısımları" yazısı. Medium'da okumak isteyenler buraya.

 

1) Toplumun %98'i yakın zamanda ırkçılıkla suçlandı

Irkçılık ile otizmin benzer bir yanı var: teşhisler katbekat arttı. Bunun bir açıklaması teşhis tekniklerinin gelişmesi. Yani otizm hep vardı ama "içine cin girmiş" deniyor, dayak atılıyordu. Konuya bilimsel biçimde yaklaşınca, mevcut olan görünür kılındı sadece. Irkçılık da benzer şekilde hayatın her alanına o kadar işlemiş ki, daha yeni yeni farkediyoruz sorunun derinliğini. Yoksa milleti prangalardan ve kırbaçlardan kurtarmakla iş bitmedi, o buzdağının görünen kısmıydı. 

İkinci bir açıklamaysa, olayı abartıyor olmamız. "Otizm" diye bir isim koyunca, alakalı alakasız her davranışı "tedavi edilecek bir hastalık" olarak etiketlemek, hem doktorlara hem de hastalara çekici geliyor. Bu tutumun ırkçılık konusundaki karşılığı politik doğruculuk. Yani hemen her genellemeye, önyargıya, şakaya, ırkçılık tanısı koymak.

İki etki de geçerli ama ikincisi daha kuvvetli bence. Bunun nedeni adalet ve intikamla alakalı. Hastalık analojisi bu noktada yetersiz kalıyor, çünkü otistikler, geçmişteki otistikler adına bir dava yürütmüyorlar. Irkçılık konusundaysa suçluluk, kompleks, adalet, hırs, intikam, aşk, şehvet, kısacası reytingler için gerekli her şey var. Yüzyıllarca aleni ırkçılık yapmanın bedeli, şimdi sarkacın biraz daha hızlı biçimde geriye sallanması. 

 

2) Bir dil virüsü olarak "Irkçı!"

Önceki hayatlarımdan birinde, California'da bir grup hippie ile yaşarken, bir muhabbet esnasında laf Uzakdoğululara gelmişti. Eleman Çin asıllı birini arkadaşıyla karıştırmış, onu anlatıyor, diğerleri de "cıkcıklıyor". Ben de o ana kadar söylenilmeyen ama herkesin aklında olan şeyi söyledim (sizin de aklınızda olan şeyi). Vay sen misin bunu diyen, hemen salonda bir mahkeme kuruldu, beni sanık sandalyesine oturttular:
 

Ben: Suçum nedir?

Savcı: Irkçılık tabii ki. "Hepsi birbirine benziyor" dedin. Daha dün birilerini seksizmle suçlamıştık, bugün sıra ırkçılıkta, bu haftayı kayıpsız atlatmalıyız.

Ben: "Bize kıyasla birbirlerine daha çok benziyorlar, ayırt etmemiz zor" dedim. 

Savcı: "Onlar birbirlerini gayet rahat tanıyabiliyorlar".

Ben: "Bravo onlara. Bu iş sadece subjektif değil, insanların benzerlikleri ölçülebilir bir şey. Kaç Çinli sarışın, kaçının sırtı kıllı, burnu büyük, saçı kıvırcık, gözü yuvarlak ve renkli, boyu uzun, kalçaları dolgun, göğüsleri yuvarlak, bunları sayın öyle gelin". 

Savcı: "Ben çoktan geldim zaten, siz devam edin arkadaşlar". 

Hakim: "Onların açısından da biz aynı şekilde birbirimize benziyoruz".

Ben: "Bu mantığa göre onlar benden de ırkçı".

Hakim: "Hmm...Empati yapacağız derken göz çıkardık"... (aslında burada başka bir şeyler demişlerdir ama hikayenin kahramanı ben olduğum için, çok iyi laf sokmuşum gibi anlatmak zorundayım).
 

İnsan bir kere "ırkçılık" suçlamasını yaptı mı, ne karşıdakinin ne de kendisinin neyi neden söylediğini düşünmeyi bırakıyor. Tartışmayı durduran bir son söz gibi bu. Hadi orasına razıyım, herkes her tartışmada üstün çıkmak ister. Ama insanın kendi beynindeki düşünce sürecini de durduruyor bu. Kendi düşüncemiz üstünde düşünmemizi engelleyen birer dil virüsü bu kalıplar. Ve en çok kullanan, karşıdakini sindirerek kazandığından, bir virüs gibi de yayılıyor. Zira kaybeden taraf, bir sonraki tartışmasında bu suçlamayı ilk kullanan olmak ister. Kavgada ilk yumruk atanın kazanması gibi.

 

3) Toplum, ırkçı olan ve olmayanlar olarak ikiye ayrılmıyor

Irkçılık "binary" değil, bir skala. 200 yıl önce zencileri köle yapmayı savunmakla ile bugün zencilere üniversitelerde öncelik vermeyi savunmak (affirmative action) farklı seviyedeki ayrımcılıklar.

İnsanlar her şeyi, bir karakter özelliği olarak yorumlamaya ve kendilerini "iyi" gruba atamaya meraklılar. Halbuki hepimiz, bir sürü görüş ve davranış dağılımının toplamıyız. Üstelik hepsinde de tutarsısız. Bir ortalamamız var elbet ama standart sapmamız da var. Bu tip bir olasılıksal düşünce çok zahmetli olduğu için, basit kategorilerle düşünüyoruz.

MÖ 50,000 yılında, yeterli kalori bulmak zorken bu indirgemecilik işe yarıyordu. Şimdi kalori fazla, boş zamanımız fazla, Dünya'nın karmaşıklığı da fazla, oysa bizim karar verme algoritmaları aynı. 

Otizm örneği buraya da uygun. Aslında otizmin bir ismi de ASD, yani autism spectrum disorder. Anahtar kelime, spektrum. Otizm eskiden şimdiki kadar önemli olmadığı için (çünkü tanı az) tek bir kelimeyle tüm skalayı tanımlamaya çalışmışız. Ters bir örnek: eskimolar kar için 50 ayrı kelime kullanıyorlardı. Başka dillerde buz için yüzlerce kelime var. Hepsi ayrı bir halini betimliyor. Çünkü onların hayatında kar ve buz hep önemliydi.

 

Valla ben görür görmez "çete reisi, uyuşturucu baronu, pezevenk" dedim, tutturamamışım

Valla ben görür görmez "çete reisi, uyuşturucu baronu, pezevenk" dedim, tutturamamışım

4) Kimse ırkçılık nedir bilmiyor

Ben de bilmiyorum. Sözlük tanımı mühim değil, zaten tek bir "resmi tanım" da yok. Irkçılık etiketinin esas sorunu, sadece spektrumun genişliği değil, düpedüz farklı kavramlara denk gelmesinde. Hem kar için 50 ayrı kelimemiz yok, hem de sis için, rüzgar için, bulut için de aynı kelimeyi kullanıyoruz. Zira şunlardan herhangi biri ırkçılık olabilir:

  • Irk Hiyerarşisi: "Araplar haindir", "Zenciler aptaldır", "Yahudiler bencildir", "Orklar çomardır". Bunlar otomatikman karşıt bir kümeyi ima ettiğinden ("oysa biz sadığız, akıllıyız, cömertiz, laik Elfleriz") kafamızda ufak hiyerarşiler kuruluyor. Önceki "Çinlilerin hepsi birbirine benziyor" da alakalı bir örnek. Potansiyel olarak yarattığı karşıt küme, birbirine benzemeyen ve daha "birey" olan insanlar. Buradan da birey hakları arasında bir hiyerarşiye zemin hazırlanabilir. 
     
  • Tarihsel bir çerçeve: "Araplar bizi arkadan bıçakladı". Tarih tek yönlü akmaz. Hem geçmiş olaylar şimdiyi etkiler, hem de şimdinin şartlarına göre sürekli olarak geçmiş yeniden yorumlanır. Zaten insan kendi anılarını da her hatırlayışında yeniden kuruyor. Her hatırlayışımız, orjinal hatıranın yeni bir versiyonunu yaratır. Tarih de toplumsal hafıza olduğu için, aynı şekilde işlemesi doğal. Bu yolla, ırkçı görüşler, bireysel eğilimlerimizin ötesine geçip, kollektif hafızada yer alırlar. Kısmen bu tarihsel çerçeve yüzünden, hem ortalama beyaz daha ayrıcalıklı (white privilege) hem de beyazların söylemlerine karşı hassaslık daha büyük (white guilt).
     
  • İdeoloji: "Zenciler aptallar, çünkü kaynak bolluğu yüzünden rekabet etmek zorunda kalmamışlar, genetik bir çöplük olarak kalmışlar". Burada artık, kafamdaki hiyerarşiyi ve tarihsel bakışımı, genel bir teoriye oturtuyorum. Hem geçmişi, hem de gelecekte olması gerekeni açıklıyorum. Bu temeli biyolojiyle, sosyal ideolojilerle, din/mitoloji ile oluşturmak mümkün (chosen people). 
     
  • Kurumsal ırkçılık: Irkçılığın, kurumsal politika olması apayrı bir eşik. Örneğin bir zencinin bankaya kredi için başvurması ve bankacının ırkçılığı yüzünden krediyi zor alması bireysel bir durum. Ama bankanın zencilere kredi vermemesi, yani ırkçı olmayan bir bankacının dahi o krediyi vermeye yetkisi olmaması kurumsal ırkçılık. 
     
  • Sistematik ırkçılık: Hayatımızda bir sürü sosyal kurum var. Sendikalar, evlilik müessesesi, özel okullar, din, borsalar, belediyeler... En yükseği de merkezi iktidar. Yani yerel belediye sana haksızlık yapsa bile, başkentteki mahkemenin, meclisin, okulun, askeriyenin, senin rengine kayıtsız olmasını bekliyorsun. Devletin bunu yerine getirmemesi, herhangi bir grubun ırkçı görüşünden daha ciddi bir durum. Devletin idam cezasını getirmesi ile birilerinin cinayet işlemesinin arasındaki fark gibi.

 

5) İflah olmaz ırkçıların torunlarıyız

İnsanlar neden ayrımcılığa yatkınlar? Elbette bunun öğrenilmiş, kültürel bir yanı var ama her toplumda ayrımcılık olması, biyolojik bir altyapıya işaret ediyor. Halbuki bu altyapı, ilk bakışta evrimsel olarak dezavantajlı gözükmüyor mu? (ırkçılık yapmayan bir tür daha barışçıl olur, daha çok ürer).

Seçilim, tür seviyesinde işlemiyor. Yani "tür genelinde en optimum davranışım ne olmalı" diye sorup, ona göre psikolojimizi tasarlayacak bir mekanizma yok. Biz ufak gruplar halinde yaşıyoruz. Üyeler gruplarına bağlı oldukça, grubun yaşama şansı artıyor. Bu bağlılık, grup dışındakileri ötekileştirmek demek.

Bu işin özündeki kin selection ve group selection kavramlarını "Ahlakın Temelleri" slaytlarında anlatmıştım. Irkçılık, group selection'ın abartılmış hali. Artık burada evrimsel bir getiri yok (çünkü grup aşırı büyük) ama aynı psikolojik mekanizmalar devrede. Sonuçta bizler açıkgörüşlü insanların değil, en ırkçı ve en fanatik atalarımızın çocuklarıyız, beynimiz onlardan miras. O yüzden ayrımcılığı tetiklemek çok kolay.

6) "Gerizekalı" beynimiz ve Bayes Teoremi

Yukardaki resimlere bakın. İlki vakur, metin, bilge Kızılderili klişesini tetikliyor. İkincisinde de aslında adamı gerçekte tanımlayan şeyin Kızılderililik olmadığının altı çiziliyor. Örneğin herhangi başka bir Kızılderiliyle ortak yanları, biftek ve martini seven tüm insanlarla olan ortak yanlarından az olabilir.

Sorun şu ki, ben bu adama bakınca bunları göremem. Belki gelecekte VR gözlükleriyle bakarsam, adamın kafasının yanında "baba, oğul, şair, geleneksel" gibi etiketler belirecek ama o zamana kadar elimde olan tek veri, dış görünüşü. Bu bir çok problem yaratıyor:

  • Beynimiz "bu adamı kategorize etmem için yeterli veri yok, ırk fazlasıyla genel ve işe yaramaz bir bilgi, o yüzden onu iyice tanıyana kadar bekleyeyim" diyemiyor. "Pause" tuşu yok. İlla hemen bir kefeye koyacak. Dış dünyadan çok fazla veri geliyor ve bunları işlemek için böyle kestirmelere başvurmak zorunda.
     
  • Bu kestirmeleri kullanırken de olabilecek en ilkel ve "sansasyonel" bağlantıları kuruyor. Niye? Eskiden bu işe yarıyordu. İnsan her kaplan gördüğünde korkup ona düşman kesiliyordu, çünkü bir keresinde kaplanın bir çocuğu parçaladığını görmüştü. Belki o olaydan sonra karşılaştığı 100 kaplan da uysaldı ama bunların etkisi az, vahşet içeren tek bir örnek üzerinden kurulan ilişkilendirme kadar kuvvetli değil. Sonuçta tek bir vahşi kaplana rastgelmek, genlerinin sonsuza kadar yokolması için yeterli. Bu mekanizma, hayatta kalmamızın bu tip kararlara bağlı olmadığı modern hayatta bize sadece külfet
     
  • Bu külfete örnek: ABD'de uçakta yanıma bir Müslüman oturdu diyelim. Teröristlerin %90'ının Müslüman olduğunu düşünüyorum (kabilemdeki çocuk ölümlerinin %90'ının kaplanlar yüzünden olması gibi), o yüzden onlardan acayip korkuyorum. Ama Müslümanların %99.9'unun masum olmasını (kaplanların hemen hepsinin uysal olmasını) yukardaki gerçekle uyuşturamıyorum. Halbuki ikisi de aynı anda doğru olabilir, çünkü terörist saldırıları (kabilemdeki çocuk ölümleri) çok nadir.
      
  • Nihayetinde "koşullu olasılıklar" bize zor geliyor. Yani daha fazla bilgi edindikçe, en başta refleks olarak yaptığım genellemeleri güncelleyemiyorum. Yanımda oturan Müslüman'ın üniversite mezunu olduğunu, iş sahibi olduğunu, dolayısıyla terörist olma ihtimalinin %0.1'den %0.001'e düştüğünü kabul edemiyorum. Bunu Bayes teorisi ile matematiğe dökebilecek kadar akıllıyız ama hayatı o şekilde algılayamıyoruz.
     
  • Tüm bunlar, sadece kafamızın içinde olan bitenlerle ilgili kısım. Bir de dışardan gelen verilerin çok yanlı olduğunu düşününce (medyanın sansasyonelliği, siyasetçilerin fırsatçılığı, kısacası tüm kurumsal ırkçılık) asıl şaşılacak şey, "sadece bu kadar" ırkçı olmamız. 

 

7) Irkçılığı tabulaştırmak, onunla mücadele etmenin en kötü yolu

Irkçılığın bilimsel bir tabanı yok (yani "ırk" denen şeyin, genetik bir karşılığı yok, çünkü "sadece a,b,c genlerine sahip olanlar x ırkıdır" diyemiyoruz). Ama bunu genetik bilimi ile kanıtlamak, ırkçılığı bitirmedi. 5. ve 6. maddede bahsettiğim etkilerin kökü derinde zira.

Fakat bugün, sosyal medya sayesinde her gün maruz kaldığımız stereotip miktarı yüzlerce kat artmışken, bu etkilere karşı mücadele için yaptığımız tek şey aptalca bir tabulaştırmadan ibaret. Erişebileceğimizin yukarısında bir standart koyup ona uyamayınca da anında ırkçı olarak damgalanıyoruz ("Kızılderili resmine bakınca aklına hiçbir stereotip getirme yoksa ırkçısın", "Çinlileri birbirine benzetme yoksa ırkçısın")

Tabii buna tepki olarak insanlar önce elitizmi, sonra da entelektüelizmi düşman belliyorlar.  Halbuki beynin nasıl çalıştığı, nasıl karar verdiği daha iyi anlatılsa, medyadan alınan kalıpların ne kadar yanıltıcı olduğu istatistiklerle desteklense, değişik ırkçılık tipleri ve şiddetleri birbirinden ayrılsa... Kısacası insanlardan sıfır ırkçılık yapmalarını beklemek yerine, kendilerini ve bilinçaltındaki düşünce süreçlerini tanımaları sağlansa, millet meseleyi bir "karakter meselesi" olarak görmeyecek, bu kadar direnç gösterip aşırı sağa kaymayacak.

Yani çok bariz ve zararlı ırkçılık örnekleri dışında, genelde doğrudan insanı yargılamak yerine ırkçılığa yolaçan düşünce biçimlerini ifşa etmek lazım. Ama tabu denen şeyin kötülüğü burada: Ayarı yok.

Küçük Amerika, Büyük Türkiye

Küçük Amerika, Büyük Türkiye

Sürekli Okuduğum Dergi ve Gazeteler

Sürekli Okuduğum Dergi ve Gazeteler