Irkçılık Hakkında 7 Fikir

Irkçılık Hakkında 7 Fikir

"Irkçılık hakkında bilmeniz gereken her şey" yazısı değil, "ilgimi çeken kısımları" yazısı. Medium'da okumak isteyenler buraya.
 

1) Herkes bir gün 15 dakikalığına ırkçılıkla suçlanacak

Neden sürekli herkes birbirini ırkçılıkla suçluyor?

Olası bir açıklama, teşhis tekniklerinin gelişmesi. Mesela otizm belki hep vardı ama “içine cin girmiş” deniyor, dayak atılıyordu. Bilim sayesinde, mevcut olan görünür kılındı sadece.

Irkçılık da hayatın her alanına o kadar işlemişti ki, daha yeni yeni farkediyoruz sorunun derinliğini. Köleleri prangalardan ve kırbaçlardan kurtarmak, buzdağının görünen kısmıydı sadece.

***

İkinci bir açıklamaysa, olayı abartıyor olmamız. “Otizm” etiketi sayesinde, alakalı alakasız her davranışı “tedavi edilecek bir hastalık” olarak görmek, doktorlara da hastalara da çekici geldi. Olur olmaz kullanılan “ırkçı” etiketi de kendi doktorlarını, hastalarını, arzını ve talebini, kısacası kendi endüstrisini yaratıyor. Politik doğruculuk denen endüstriyi.

İki etki de geçerli muhtemelen ama bence ikincisi daha kuvvetli. Irkçılık konusunda kendini doktor sanan ve herkesi “hasta” gören insanlar, kendilerini tarihin doğru tarafında görüyorlar. Geçmişteki kurbanlar adına intikam aldıklarını düşünüyorlar. Ahlaki bir misyon bu. O yüzden de o misyonu edinmiş insanlarla mantıklı tartışmak çok zor. Suçluluk, kompleks, adalet, hırs, intikam, aşk, şehvet, kısacası reytingler için gerekli her şey var.


2) Dil virüsü

Önceki hayatlarımdan birinde, California'da bir grup hippie ile yaşarken, bir muhabbet esnasında laf Uzakdoğululara gelmişti. Eleman Çin asıllı birini arkadaşıyla karıştırmış, onu anlatıyor, diğerleri de "cıkcıklıyor". Ben de o ana kadar söylenilmeyen ama herkesin aklında olan şeyi söyledim (sizin de aklınızda olan şeyi). Vay sen misin bunu diyen, hemen salonda bir mahkeme kuruldu, beni sanık sandalyesine oturttular:
 

Ben: Suçum nedir?
Savcı: Irkçılık tabii ki. “Hepsi birbirine benziyor” dedin. Daha dün birilerini seksizmle suçlamıştık, bugün sıra ırkçılıkta. Bu haftayı kayıpsız atlatmalıyız.
Ben: “Bize kıyasla birbirlerine daha çok benziyorlar, ayırt etmemiz zor” dedim.
Savcı: “Onlar birbirlerini gayet rahat tanıyabiliyorlar”
Ben: “Bravo onlara. Ama insanların benzerlikleri ölçülebilir bir şey. Kaç Çinli sarışın, kaçının sırtı kıllı, burnu büyük, saçı kıvırcık, gözü yuvarlak ve renkli, boyu uzun, kalçaları dolgun, göğüsleri yuvarlak, bunları sayın öyle gelin”
Savcı: “Ben çoktan geldim zaten, siz devam edin arkadaşlar”
Hakim: “Onların açısından da biz aynı şekilde birbirimize benziyoruz”
Ben: “Bu mantığa göre onlar benden de ırkçı”
(Aslında burada başka bir şeyler demişlerdi ama hikayenin kahramanı ben olduğum için, çok iyi laf sokmuşum gibi anlatmak zorundayım)

***

İnsan bir kere “ırkçılık” suçlamasını yaptı mı, kimin neyi neden söylediğini düşünmeyi bırakıyor. Faşist kalıbında da aynı durum var. Tartışmayı durduran bir son söz gibi bu.

Hadi orasına razıyım, herkes her tartışmada üstün çıkmak ister. Ama sadece tartışmayı değil, insanın kendi beynindeki düşünce sürecini de durduruyor bu. Neyi neden savunduğunu analiz etmene gerek kalmıyor. Kendi düşüncemiz üstünde düşünmeyi engelleyen birer dil virüsü bu kalıplar.

Ve onları en çok kullanan, karşıdakini sindirerek kazandığından, bir virüs gibi de yayılıyorlar. Zira kaybeden taraf, bir sonraki tartışmasında bu suçlamayı ilk kullanan olmak ister. Kavgada ilk yumruk atanın kazanması gibi.


 

3) Irkçı olan ve olmayan diye bir çizgi yok

Irkçılık binary değil, bir skala. 200 yıl önce zencileri tarlaya sürmekle, bugün zenci diye adamı nezarette daha fazla sorgulamak farklı seviyede ayrımcılıklar. İkisine de “ırkçı” deyince bu ayrım kayboluyor.

Daha kötüsü, insanlar her şeyi, bir karakter özelliği olarak yorumlamaya ve kendilerini “iyi” gruba atamaya meraklılar. Halbuki hepimiz, bir sürü görüş ve davranış dağılımının toplamıyız. Bu tip bir olasılıksal bakış açısı çok zahmetli olduğu için, basit kategorilerle düşünmeye programlıyız.

MÖ 50,000 yılında, yeterli kalori bulmak zorken bu indirgemecilik işe yarıyordu. Şimdi kalori fazla, boş zamanımız fazla, Dünya’nın karmaşıklığı da fazla, oysa bizim karar verme algoritmaları aynı.

Valla ben görür görmez "çete reisi, uyuşturucu baronu, pezevenk" dedim, tutturamamışım

Valla ben görür görmez "çete reisi, uyuşturucu baronu, pezevenk" dedim, tutturamamışım

Otizm örneği buraya da uygun. Zira otizmin bir ismi de ASD, yani autism spectrum disorder. Anahtar kelime, spektrum. Otizm eskiden şimdiki kadar önemli olmadığı için (çünkü tanı az) tek bir kelimeyle tüm skalayı tanımlamaya çalışmışız. Şimdiyse bunun mümkün olmadığını görüyrouz.

Ters bir örnek: Eskimolar kar için 50 ayrı kelime kullanıyorlardı. Başka dillerde buz için yüzlerce kelime var. Hepsi ayrı bir halini betimliyor. Çünkü onların hayatında kar ve buz eskiden beri önemliydi.


4) Kimse ırkçılık tam olarak nedir bilmiyor

Sadece spektrumun genişliği değil, düpedüz farklı kavramlardan bahsetmemiz de sorun. Yani eskimolar gibi kar için 50 ayrı kelimemiz olmaması bir yana, kar, sis, rüzgar ve bulut için de aynı kelimeyi kullanıyoruz.

Zira şunlardan herhangi biri ırkçılık olabilir:

  • Hiyerarşi: “Araplar haindir”, “Zenciler aptaldır”, “Yahudiler bencildir”, “Orklar çomardır”. Bunlar otomatikman karşıt bir kümeyi ima ettiğinden kafamızda ufak hiyerarşiler kuruluyor. Önceki “Çinlilerin hepsi birbirine benziyor” da alakalı bir örnek. Potansiyel olarak yarattığı karşıt küme, birbirine benzemeyen ve daha “birey” olan insanlar. Buradan da birey hakları arasında bir hiyerarşiye zemin hazırlanabilir.
     
  • Tarihsel çerçeve: “Araplar bizi arkadan bıçakladı”. Tarih tek yönlü akmaz. Hem geçmiş olaylar şimdiyi etkiler, hem de şimdinin şartlarına göre sürekli olarak geçmiş yeniden yorumlanır. Bu yolla, ırkçı görüşler, bireysel eğilimlerimizin ötesine geçip, kollektif hafızada yer edinirler.
     
  • İdeoloji: “Zenciler aptallar, çünkü kaynak bolluğu yüzünden rekabet etmek zorunda kalmamışlar, genetik bir çöplük olarak kalmışlar”. Burada artık, kafamdaki hiyerarşiyi ve tarihsel bakışımı, genel bir teoriye oturtuyorum. Hem geçmişi, hem de gelecekte olması gerekeni açıklıyorum. Bu temeli biyolojiyle, sosyal ideolojilerle, din/mitoloji ile oluşturmak mümkün (Yahudilerin seçilmiş ırk anlatısı gibi).
     
  • Kurumsal ırkçılık: Irkçılığın kurumsallaşması büyük bir eşik. Örneğin bir zencinin bankaya kredi için başvurması ve bankacının ırkçılığı yüzünden krediyi zor alması bireysel bir durum. Ama bankanın politika olarak zencilere kredi vermemesi, yani ırkçı olmayan bir bankacının dahi o krediyi vermeye yetkisi olmaması kurumsal ırkçılık. Bu örnek, ABD’de kölelik kalktıktan sonra aynen yaşandığı için, çalışan zenciler bile ev sahibi olamadılar veya iyi mahallelere taşınamadılar. Gayrımenkul, hane zenginliğinin bir numaralı sebebidir. Dolayısıyla 2. Dünya Savaşı ertesi hızla büyüyen ABD’de, kısa süre içinde zencilerle diğerleri arasında aşılmaz bir dengesizlik yaratıldı.
     
  • Sistematik ırkçılık: Hayatımızda bir sürü sosyal kurum var. Sendikalar, evlilik müessesesi, özel okullar, din, borsalar, belediyeler… En yükseği de merkezi iktidar. Yani yerel hastane veya belediye sana haksızlık yapsa bile, başkentteki mahkemenin, meclisin, okulun, askeriyenin, senin rengine karşı kayıtsız olmasını bekliyorsun. Devletin bunu yerine getirmemesi, herhangi bir grubun ırkçı görüşünden daha ciddi bir durum. Devletin idam cezasını getirmesi ile birilerinin cinayet işlemesinin arasındaki fark gibi.

Bunların hepsini aynı kelimeyle anlatmaya çalışıyoruz.


5) İflah olmaz ırkçıların torunlarıyız

İnsanlar neden ayrımcılığa yatkınlar? Elbette bunun öğrenilmiş bir yanı var ama her toplumda ayrımcılık olması, biyolojik bir altyapıya işaret ediyor.

İşin garibi, bu altyapı, ilk bakışta evrimsel olarak dezavantajlı gözüküyor: Irkçılık yapmayan bir tür daha barışçıl olur, daha çok ürer.

Lakin seçilim, tür seviyesinde işlemiyor. Yani "tür genelinde en optimum davranışım ne olmalı" diye sorup, ona göre psikolojimizi tasarlayacak bir mekanizma yok. Ufak gruplar halinde yaşıyorduk. Üyeler gruplarına bağlı oldukça, grubun yaşama şansı artıyor. Bu bağlılık, grup dışındakileri ötekileştirmek demek.

Bu işin özündeki kin selection ve group selection kavramlarını "Ahlakın Temelleri" slaytlarında anlatmıştım. Irkçılık, group selection'ın abartılmış hali. Artık burada evrimsel bir getiri yok (çünkü grup aşırı büyük) ama aynı psikolojik mekanizmalar devrede. Sonuçta bizler açıkgörüşlü insanların değil, en ırkçı ve en fanatik atalarımızın çocuklarıyız, beynimiz onlardan miras. O yüzden ayrımcılığı tetiklemek çok kolay.


6) Bayes Teoremi

Yukardaki resimlere bakın. İlki vakur, metin, bilge Kızılderili klişesini tetikliyor. İkincisinde de aslında adamı gerçekte tanımlayan şeyin Kızılderililik olmadığının altı çiziliyor. Örneğin herhangi başka bir Kızılderiliyle ortak yanları, biftek ve martini seven tüm insanlarla olan ortak yanlarından az olabilir.

Sorun şu ki, ben bu adama bakınca bunları göremem. Belki gelecekte VR gözlükleriyle bakarsam, adamın kafasının yanında “baba, oğul, şair, geleneksel” gibi etiketler belirecek ama o zamana kadar elimde olan tek veri, dış görünüşü. Bu bir çok problem yaratıyor:

  • Beynimiz “bu adamı kategorize etmem için yeterli veri yok, ırk fazlasıyla genel ve işe yaramaz bir bilgi, o yüzden bu adamı tanıyana kadar bekleyeyim” diyemiyor. İlla bir kefeye koyacak. Dış dünyadan çok fazla veri geliyor ve bunları işlemek için, böyle kestirmelere başvurmak zorunda. “Pause” tuşu yok.
     
  • Bu kestirmeleri kullanırken de olabilecek en sansasyonel bağlantıları kuruyor. Sonuçta olabilecek en kötü senaryoya göre hazırlanmak iyi bir evrimsel strateji. Ama bu mekanizma, hayatta kalmanın kolay olduğu modern hayatta bize sadece külfet.
     
  • Bu külfete örnek: ABD’de uçakta yanıma bir Müslüman oturdu diyelim. Teröristlerin %90'ının Müslüman olduğunu düşünüyorum. Ama korkum yüzünden, Müslümanların %99.9'unun masum olmasını yukardaki gerçekle uyuşturamıyorum. Halbuki ikisi de aynı anda doğru olabilir, çünkü terör saldırıları çok nadir. Sırf diyabet yüzünden milyonlarca kat fazla insan ölüyor her sene.
     
  • Koşullu olasılıklar bize zor geliyor. Yani daha fazla bilgi edindikçe, en başta refleks olarak yaptığım genellemeleri güncelleyemiyorum. Yanımda oturan Müslüman’ın üniversite mezunu olduğunu, iş sahibi olduğunu, dolayısıyla terörist olma ihtimalinin %0.1'den %0.001'e düştüğünü kabul edemiyorum. Bunu Bayes Teoremi ile matematiğe dökebilecek kadar akıllıyız ama hayatı o şekilde algılayamıyoruz.
     
  • Tüm bunlar, dışardan gelen verilerin objektif olduğu bir senaryoda, sadece kafamızın içinde olan bitenlerle ilgili kısım. Bir de dışardan gelen verilerin çok yanlı olduğunu düşününce, asıl şaşılacak şey, “sadece bu kadar” ırkçı olmamız.

7) Irkçılığı tabulaştırmak en kötü strateji

Irk denen şeyin genetik bir karşılığı yok, çünkü “sadece a,b,c genlerine sahip olanlar x ırkıdır” diyemiyoruz. Ama genetik bilimi, ırkçılığı bitirmedi. Çünkü psikolojik kökenler epey derinde.

Bugün sosyal medya sayesinde her gün maruz kaldığımız stereotip miktarı yüzlerce kat artmışken, bu psikolojik etkilere karşı etkili mücadele tekniklerimiz yok. Yaptığımız tek şey aptalca bir tabulaştırma.

Karmaşık konuları aşırı basitleştirip, erişebileceğimizin yukarısında bir standart koyuyoruz ve ona uyamayınca da anında ırkçı damgası yiyoruz (“Kızılderili resmine bakınca aklına hiçbir stereotip getirme yoksa ırkçısın”, “Çinlileri birbirine benzetme yoksa ırkçısın”)

***

Bu baskıya tepki olarak insanlar önce elitizmi, sonra da entelektüelizmi düşman belliyorlar. Halbuki beynin nasıl çalıştığı, nasıl karar verdiği daha iyi anlatılsa, medyadan alınan kalıpların ne kadar yanıltıcı olduğu istatistiklerle desteklense, değişik ırkçılık tipleri ve şiddetleri birbirinden ayrılsa… Kısacası insanlardan sıfır ırkçılık yapmalarını beklemek yerine, kendilerini ve bilinçaltındaki düşünce süreçlerini tanımaları sağlansa, millet meseleyi bir “karakter meselesi” olarak görmeyecek, bu kadar direnç gösterip aşırı sağa kaymayacak.

Çok bariz ve zararlı ırkçılık örnekleri dışında, genelde doğrudan insanı yargılamak yerine ırkçılığa yolaçan düşünce biçimlerini ifşa etmek lazım. Ama tabu denen şeyin kötülüğü burada: Ayarı yok.

Küçük Amerika, Büyük Türkiye

Küçük Amerika, Büyük Türkiye

Sürekli Okuduğum Dergi ve Gazeteler

Sürekli Okuduğum Dergi ve Gazeteler