Eşekler ve Kürtler: Mizah, Irkçılık ve Haiti Hakkında

Eşekler ve Kürtler: Mizah, Irkçılık ve Haiti Hakkında

Geçen gün Kürt erkeklerinin inanılmaz derecede iyi sevişmesi başlıklı güzide bir troll eseri gördüm, altında da cuk diye oturmuş bir cevap:

"Bir eşşeğin itirafları"

 

Önce keh keh diye güldüm, sonra mizah ve ırkçılık hakkında hmmm hmmm diye düşündüm. Düşüncelerim Haiti Bağımsızlık Devrimi'ne gelince dedim ulan dur, bu kadar yeter, daha da delirmeden şunları yazayım.

Mizahın işleviyle başlayalım. Geçenlerde Donald Trump'ın, abuk yorumlarından birini "sadece şakaydı" diye savunması hakkında güzel bir dizi tweet gördüm.

Özetle dediği:

1) Mizahın ana görevi sosyal kimlik belirlemektir. Mesela Facebook'a fırtınalı bir deniz resmi koyup, altına "the sea was angry that day, my friends" yazarsam, Seinfeld göndermesi üstünden bir kimlik yaratırım. Bu resmi beğenenler de "ben de senin gibi biriyim, Amerikan pop kültürünün cool tarafına hakimim" demiş ve bu kimliği paylaşmış olurlar. Bunlar bilinçli şekilde yapılmaz elbette ama mizahın etkisi budur.

2) Bu kimlik parçaları, bir süre sonra gruplaşmaya yolaçar. Her şaka sonucu, "benim grubum nedir" (in-group), "diğerleri kimdir" (out-group) ve "grubum içindeki yerim neresidir" sorularına cevaplar alırız.

3) Hiçbir zaman "sadece şaka" yapmayız. Özellikle hassas konulardaki şakalar, bu grupların sınırlarını belirler ve kırılma noktası oluştururlar. Mesela Charlie Hebdo karikatürleri, dandik New York Times karikatürlerine kıyasla daha keskin sınırlar belirler. 

4) "Sadece şakaydı", out-group'a yönelik bir savunmadır. In-group için zaten bir savunma gerekmez. Savunma gerekmediği ölçüde, insanlar o gruba bağlanır.

5) Bu mekanizma sadece somut ayrımlar için değil (Seinfeld sevenler derneği vs diğerleri), soyut fikirler için de işler (İslamofobi vs İslamofaşizm). Grup içinde herhangi bir özür ve açıklama gerektirmeyen fikirler, içselleştirilmiş olurlar. Ve daha sonraları kabul görmesi olası şakalar kümesini etkilerler. Kısacası, grup kimliği dinamiktir.


Tabii bu "kurallar" katı değiller. Mizah epey karmaşık bir konu, çünkü insanın grup ilişkileri de karmaşık. Tek bir gruba üye değiliz. Konuya bağlı olarak, bazen aynı anda zıt kamplardayız, bazense içiçe geçmiş gruplarda.

Örneğin sarkastik ırkçı mizah (South Park gibi) liberalleri kenetlendirir ("işte bu sağcılar aynen bu kadar salaklar, biz bunlardan daha iyiyiz"). Fakat bunun sarkazm olduğunu fazla belli etmeden yapmak, bu grup içinde ayrı bir klik oluşturur ("biz politik doğruculuk delisi liberallerden değiliz, ince görüyoruz"). Yani mizahın tipi ve derecesi grup içindeki yerinizi oynatıyor.

 

Sarkazmı bir adım ileri götürüp, bunu sadece grup kenetlenmesi için değil, zıt bir grubu dağıtmak için kullanmak da mümkün. Yine Hebdo'dan örnek vereyim: Aşırı sağcı bir politikacı Facebook hesabından, Adalet Bakanı olan zenci kadının maymunumsu bir karikatürünü paylaşıyor. Hatta yetmiyor, "bu kadın hükümette olacağına ağaçlardan sallanıyor olmalı" diyor (Bu hıyarı sonra hapse attılar).

Hebdo, bu maymun karikatürünü kullanarak, aşırı sağcılara yönelik bir kampanya posteri hazırlamıştı. Bu örnekteki "işte bu sağcılar aynen bu kadar salaklar" imasının ana işlevi, normalde o posteri haklı bulma ihtimali olan sağcıları gruplaştırmamak. Bir nevi "pre-emptive saldırı".

İşin iyice ironik kısmı (sarkazmın ironisine ne denir acaba?), bu bağlamı bilmeyen Amerikalı sol yayınlar, bu karikatüre bakarak Hebdo'yu ırkçılıkla suçlamışlardı.


Şimdi bu arkaplanı oluşturduktan sonra gelelim "eşeğin itiraflarına" ...

Birden fazla seviyede işleyen bir espri bu. İlk seviye "Kürtlerin eşek sikmeleri" stereotipine oynuyor. Stereotipler, insan doğasının bir parçası. Genelleme yapmadan, örüntüler kurmadan (pattern), dış dünyadan gelen bunca veriyi işlemenin imkanı yok. Fakat bir bilgisayar olmadığımız için, evrimin bazı cilveleri sonucu aşırı stereotipleştirmeye meyilliyiz (mesela base rate fallacy favori "cilvelerimden").

Bu meyillerin hepsine ırkçılık demek manasız ve tembelce, çünkü o zaman her şey ırkçılık olur ve bu etiketin bir değeri kalmaz. Her ırkçılık en az bir stereotipe dayanır ama her stereotip aynı derecede yanlış ve zararlı değil.

Mesela bir Amerikalının, Kanadalıların pasifizmiyle dalga geçmesi epey masum. Bunun işleyeceği bir grup dinamiği neredeyse yok, Kanadalılar bile gülüyor.

1944'ten İngiliz karşıtı bir propaganda posteri: "Katiller her zaman suç mahaline dönerler" (Jeanne D'Arc'ın Roune'de yakılması ile 500 sene sonra bu sefer Nazi işgalindeki Rouen'in bombalanması arasında bağ kurulmuş

1944'ten İngiliz karşıtı bir propaganda posteri: "Katiller her zaman suç mahaline dönerler" (Jeanne D'Arc'ın Roune'de yakılması ile 500 sene sonra bu sefer Nazi işgalindeki Rouen'in bombalanması arasında bağ kurulmuş

Öte yandan Fransızların pasifizmiyle dalga geçmeleri biraz daha ciddi. Niye? Bir kere bunun tarihsel bir boyutu var (2. dünya savaşında Nazi işgali). İşbirlikçi Vichy Rejiminin neden olduğu suçluluk duygusu + direnişçilerin (La Résistance) hatırlanmamasının neden olduğu gıcıklık, bu stereotipin hazmını zorlaştırıyor.

Tarihsel boyutun dışında, bu şakaların günümüz politikasına da bir izdüşümü var: Amerikan sağcıları, sosyalist gördükleri fransızları aşağılayarak, kendi grup kimliklerini tazeliyorlar (şahin, kapitalist, bireyci). Bu da doğal olarak Amerikan liberallerini gıcık ediyor. Grup içi, grup dışı...

Bu iki örneğe ırkçılık diyeni bulmak zor olacaktır. Oysa aynı Amerikalı, tıpkı o sağcı Fransızın yaptığı gibi, zencileri maymun olarak resmederse kıyamet kopar. Çünkü bu stereotipin tarihsel boyutu (kölelik), pasifizm örneğine kıyasla katbekat daha yoğun. Ayrıca güncel izdüşümü de mühim (siyahlara karşı orantısız polis şiddeti, zencilerin yüksek hüküm giyme oranları, ırksal ekonomik adaletsizlik, vs). Bunlar halen kanayan yaralar, bu konular hakkında çıkarları olan ve mücadele eden gruplar var. Dolayısıyla "sadece şakanın" etrafında anında mevziler oluşuyor.

Daha önemlisi, ilk iki örneğin aksine, maymun stereotipi doğrudan insanlık vasfına saldırıyor (dehumanize ediyor). Bunun tehlikesi şu: şeytani insanlar, her türlü şeytanlık yapacaklar zaten, onun kaçışı yok. Ama iyi/normal insanların kötülük yapabilmeleri için, kurbanlarını daha az bir şeye indirgemeleri lazım.

250 sene önce Fransa'da insan hakları bildirgesini yazan ama bir türlü köleliği kaldırmayan insanlar şeytani değildiler. Devrim öncesi Fransız ekonomisi o kadar bataktaydı ki, Yunanistan'ın AB'yi muhasebe hileleriyle kandırmasına benzer biçimde, dönemin maliye bakanı Necker'in yalanları sayesinde borç bulabiliyorlardı (compte rendu). Bu kıtlıkta, köle emeğiyle çalışan sömürgeler altın değerindeydi. Mecazi olarak tabii, yoksa aslen altından da değerliydiler, zira Haiti'nin şeker tarlaları, İspanyol sömürgelerindeki altın madenlerinden bile daha fazla para getiriyordu.

Bu ekonomik ve etik açmazı gören binlerce insan, çoğumuzun o şartlarda yapacağını yaptı ve çıkış yolu olarak zenci köleleri, insanla hayvan arasında bir konuma koydu. Bunları destekleyen kitaplar yazıldı. Beyaz ve siyah evliliklerinden doğan çocukları 128 derecelik bir renk skalasına oturttular mesela. Ve elbette, sadece şaka olmayan şakalar yapıldı bu mulattolar hakkında.

(Bonus tarih notu: Fransız sömürgeleri, çağına göre o kadar da ırkçı değildiler. Zenciler, kısıtlı hakları olan birer maldılar tabii, ama siyah beyaz evliliği serbestti ve bunların özgür çocukları mal ve köle sahibi olabiliyorlardı. Fransız Devrimi işi karıştırdı. Bir yandan yayılan cumhuriyetçilik akımı sonucu koloniler bağımsızlaştı, yani büyük toprak sahibi beyazların nüfuzu arttı. Bu da mal sahibi özgür mulattoların haklarını kısıtladı ve sömürgeler, paradoksal olarak daha da ırkçı hale geldiler. Fakat bir yandan da mulattolar, devrimin bildirgelerini kullanarak, tam vatandaşlık hakkını almayı geçtim, Paris'teki yönetimde temsil hakkı için lobi yapacak cesareti buluyorlardı.  

En zengin sömürge olan Haiti'de bu iki grup savaşadursun, oradaki nüfusun %90'ını oluşturan köleler "ulan bu bildirge bizden de bahsediyor" diyerek gaza geldiler ve Spartaküs'ten beri yapılmış en büyük köle ayaklanmasını başlattılar. Spartaküs'ün ve diğer her köle ayaklanmasının aksine, başarılı olup bağımsız bir devlet kurdular. Haiti devrimi gerçekten çok ilginç, bir ara yazacağım)


Şimdi, Kürtlerin eşek sikmesi, yukarda bahsettiğim üç örnekten hangisine daha yakın?

Zenciler gibi asırlarca köle edilmediklerinden, işin tarihsel boyutu o kadar derin değil ama yine de deşilecek yaralar bol. Amerikalılar aya gittikten 40 sene sonra hala Kürtçe eğitim sorunu çözülmüş değil. Bu yine işin iyi kısmı, ilerleme kaydedilmiş kısmı, bir de gerilediğimiz alanlara bakın: Adını koymasak da her gün devam eden bir savaş var.

Stereotipin doğası da zenci örneğine daha yakın. Hele ki diğer mevcut kalıplarla birleşince: zaten dağda yaşıyorlar (aslen tabii ki Kürtlerin çoğu dağda yaşamıyor), zaten çirkinler, zaten uyduruk bir dil konuşuyorlar, zaten bir devlet bile kuramamışlar...bunların hepsi birleşince, Kürtü daha az insan yapıyorlar (untermensch).

(Dayanamadım, bir bonus daha: Bu "devlet bile kuramamışlar" argümanına da hastayım. Tarihte büyük devlet kuramamış dünya kadar topluluk var. Neden kuramamışlar? Guns, Germs and Steel okuyun derdim ama bunu okuyacak insan zaten bu kadar saçma düşünmez. Neyse, dezavantajları yüzünden devlet kuramayan topluluklar, eninde sonunda komşuları tarafından işgal ediliyor ve genelde asimile oluyorlar. Bugün Türkiye nüfusunun büyük kısmının ataları, bırak bir imparatorluğu, bir şehir devleti dahi kurup yönetemeden asimile edilmiş köylüler. Ama maşallah herkes kendini Osmanlı hanedanıyla, Bizans'tan alınan imparatorluk bürokrasisiyle özdeşleştiriyor...Sonra bu adamların çocukları bugün gelip, onlardan daha az asimile olmuş bir grup olan Kürtleri (çok asil olduklarından değil elbet, coğrafi koşullar yüzünden), zamanında yeterince işgalci ve otoriter olamamakla suçluyorlar. Ve sorsan "biz Misak-ı Milliciyiz, emperyalist değiliz" diyecekler. Bir noktadan sonra ironi saymayı bırakıp, tokat saydırmaya başlamak gerek)


"Ben orada şaka yapmıştım memur bey" savunmasının, grup dışındakileri yatıştırmak için yapıldığını söylemiştik. Ama bunun bir adım ötesi de var: "Asıl ırkçı onlar".

Mesela, bu yazının en başında bahsettiğim troll örneğinde, bir pozitif ayrımcılık vardı ("kürt erkekleri, türklerin aksine süper sevişir"). Eşek şakasını yapan da buna işaret edebilir. Bu tehlikeli, çünkü grup dışına yapılmış yalandan bir savunmanın ötesinde, grup içine yönelik samimi bir gerekçelendirme: "Saldırgan biz değiliz, nefsi müdafaa yapıyoruz ve bunu orantılı yapıyoruz".

Halbuki "eşek siken Kürt" kalıbının, mevzubahis pozitif ayrımcılığın dengi olmadığı belli. İkincisi bir troll saçmalaması. Tarihte ve güncel toplumda hiçbir izdüşümü olmadığından bir yara deşmiyor. Ve kimseyi dehumanize etmiyor.

Zenci örneğine paralellik çekersek: Bir zencinin benim beyaz çükümle dalga geçmesi, hayatımı çok zorlaştırmaz. Ama misilleme olarak, o zenciyi prangalı bir maymun olarak resmedersem -hele ki bir sürü işsiz güçsüz cahil beyazın olduğu bir güney eyaletinde- bu onun gibi zencilerin hayatını zorlaştırır. Orantılı bir tepki olmasını bırak, aynı kategoride bir tepki dahi değil. Mağdur rolünü kabullenerek bu adaletsizliği yapmak kolay. İyi insanlar, mağdur olduklarına inandıkları ölçüde baskıcı olurlar.

Sözde, bir ırkçıyı eğitmek veya ona haddini bildirmek amacıyla "cevaben ırkçılık" yapmak, %99 yalan dolan bir iş. Çünkü tepki dediğin şey etkiden önce gerçekleşemez. Oysa bu ırkçı görüşler, etkiden önce de mevcut ve yaygın. Dolayısıyla o "etki" aslen bir etki değil, katalizördür. Hızlandırdığı reaksiyon da, ırkçı görüşlerin grup içinde onanması ve grubun kemikleşmesi.

(Bu arada unutmayın, grup dışından biri yapınca "ırkçı" olur, sen ise belli şartlar altında "ırkçılık yapan" ama karakteri normal olan birisindir. Çünkü fundamental attribution error).


Tüm bunlara bakıp, bu tip esprileri yasaklamak istediğimi düşünebilirsiniz ama ben buna da karşıyım. Hatta başta dediğim gibi, keh keh diye güldüm. Muhtemelen bunun nedeni, kısmen bu Kürt stereotipine benim de inanmam ve kendimi şakanın ayrıcalıklı bir in-group'unda hissetmem. Yani entelektüel olarak saçma buluyorum ama duygusal olarak çoğunluk olmanın, baskın tarafta olmanın tatlı güvencesini yaşıyorum. Bunca yıllık kodlamadan sonra bu çelişkili tutum normal....normal di mi doktor bey?

İşleri daha da karıştıran bir şey var: esprinin işlediği ikinci seviye. Kürtlere gönderme yaparken, aynı zamanda trolün kendisine "itirafçı eşek" diyor. Bu kelime oyununu anlamak beni zeki hissettiriyor, o "ince görenler" grubunun bir parçası olmak istiyorum. Aklına gelen ilk tepkiyi veren aşırı hassas liberallerden kendimi ayrıştırmak istiyorum, çünkü bunun yolaçacağı politik doğruculuk da boğucu.

Tam bir arapsaçı. Öyleyse ne yapmalı?

Sadece bu konuyla sınırlı değil, genel olarak saldırgan şakaların hedefindekilere bir tavsiye vermeyi kendimde hak görmüyorum. Sürekli dalga geçilen bir şişmana "sen de takma milleti kafana" demenin şuursuzluğu aklıma geliyor. Belki de kafaya takmamanın ötesine geçip, kendini zorlayarak da olsa beraber gülmek, karşı tarafı etkisizleştirmenin en iyi yolu. İsyan için dövme isteyen bir ergenin, annesi de dövme yapınca, tüm iştahının kaçması gibi. Onun kendini tanımlaması için kullandığı ayrımı elinden almış oluyorsun.

Diğerleri içinse en iyi yol, yasakçılık yapmadan, bu psikolojik etkilerin farkında olabilmek. Yasakçılık, eninde sonunda geri teper. Farkındalıksa stereotipleri bitirmez ama en azından zehirli hale gelmelerini, habis bir ırkçılığa dönüşmelerini önleyebilir.

Grubun içinde olmak veya olmamak, işte tüm mesele bu.

 

(Peşin not: "Alt tarafı bir şaka yapmış, amma analiz kasmışsın" diyenler çıkacağı için açık açık yazıyorum: Şakayı yapanın niyetinden, karakterinden bahsetmiyorum. Dünyanın en süper insanı olabilir. Ben de böyle şakalar yapıyorum (benim de zenci arkadaşlarım var) ve hiçbiri için "bu esprinin topluma etkisi ne olacak, uygarlığımızı Mars'a taşımaya yardımı dokunacak mı" hesapları yapmıyorum. Burada kişilerden ve niyetlerinden değil, biraz mizahın perde arkasındaki etkilerinden, biraz da psikolojimizdeki çelişkilerden bahsettim)

Geceye Ağıt

Geceye Ağıt

Memory Palace ve Dönme Dolapın Hüzünlü Öyküsü

Memory Palace ve Dönme Dolapın Hüzünlü Öyküsü