New Horizons: Seri Biçimde Kuiper'e Gidelim Kardeşim

New Horizons: Seri Biçimde Kuiper'e Gidelim Kardeşim

2006 yılında, ufak bir araba büyüklüğündeki New Horizons, Atlas roketinin sırtına binip saatte 58,000 km hızla uzaya çıkarak, Dünya tarihinin en hızlı …. olup giden cismi olmuştu.

  İşte, binbir zorlukla yetiştirdiğimiz bir değerimizi daha böyle kaybettik

İşte, binbir zorlukla yetiştirdiğimiz bir değerimizi daha böyle kaybettik


New Horizons, ipini koparır koparmaz, ortamın en büyük, en gözde mekanı olan Jüpiter’e gitti. “Bir arkadaşa bakıp çıkacağım” diyerek yörüngeye yaklaştı, slingshot etkisi sayesinde hızını saatte 83 bin km'ye çıkardı ve o kıyak kafayla Jüpiter’den ayrılarak yıllar sürecek bir uykuya daldı.

2014’ün sonunda uyandığında uzay boşluğunun ortasında çıplaktı, tanımadığı bir koordinattaydı ve yanında Pluto’yu buldu. Pluto da huzursuz görünüyordu. Yapı itibariyle soğuk ve uzak olmasına rağmen ilk defa birine bu kadar yakınlaşmıştı. Kısa sürede, ikili arasındaki buzlar eridi. Ocak 2015’e geldiğimizde, New Horizons, Pluto’nun daha önce görülmemiş pozlarını yolluyor, NASA’daki sapıklar da bunları boy boy basıyorlardı.

  NASA’daki sapıkların, 2010 yılında soteye yatıp infrared teleskoplarla çektikleri bir Pluto fotoğrafı

NASA’daki sapıkların, 2010 yılında soteye yatıp infrared teleskoplarla çektikleri bir Pluto fotoğrafı

  Bu da New Horizons’ın yakından çekip medyaya servis ettiği yüksek çözünürlüklü ahlaksızlık.

Bu da New Horizons’ın yakından çekip medyaya servis ettiği yüksek çözünürlüklü ahlaksızlık.

Kuiper

New Horizons, Jüpiter manevrasından kazandığı hızla Pluto’ya tam 3 sene erken varmıştı ama orada da pek kalmadı, yörüngeye girip çoluk çocuğa karışmadı. Peki nereye doğru devam etti?

Gezegenlerin ötesinde başıboş dolanan bir serseri grubu var: Kuiper Kuşağı. Burada, çapları 100km’den büyük tam 100,000 serseri olduğu tahmin ediliyor.

Asteroid kuşağı ile karıştırmayın. O kuşak Güneş Sistemi’nin içinde olduğundan, oradakilerin yapısı farklı, daha sıcaklar. Oysa Kuiper’dakiler daha donuklar, zira kuşak tam 50 AU uzaklığa kadar uzanıyor. Aslında Neptün’ün yörüngesinden başlıyor sınırı, yani teknik olarak Pluton bu serserilerin en büyüğü ve bize en yakın olanlarından biri.

Bu arada AU, Güneş ile Dünya arasındaki ortalama uzaklık demek. NASA Amerikan olduğu için, orijinal mesafe birimleri “futbol sahası uzunluğu” veya “Empire State binası yüksekliği” idi. Ama biraz daha kozmopolit bir hale gelince AU, yani astronomical unit kullanmaya başladılar. Ama o mesafe kısa. Hakikaten “astronomik” bir mesafeden bahsedecekleri zaman parsec kullanıyorlar, zira 1 parsec = 206000 AU.

(Diktatör olunca yapılacak ufak şımarıklıklar #206: Para biriminin adını Türk Parsek’i olarak değiştirip, 206 bin’den Avustralya doları AUD’ye sabitlemek.)

the-asteroid-belt-the-kuiper-belt-and-the-oort-cloud.png


Aranızda çok cahil olmayanların (İlber?) aklına gelmiştir, Kuiper’in sınırından 1000 kat daha uzakta bir başka kuşak daha var: Oort Bulutu. Bu artık o kadar uzak ki, varlığından kimse emin değil, teorik bir alan. Çok uzun yörüngeleri olan kuyrukluyıldızların buradan geldikleri düşünülüyor.

Oraları keşfetmeye daha var, belki yapay zeka ile yönetilen ve kendi kendine “üreyen” uyduların işi olur. Bizim New Horizons’ın şimdiki amacıysa, Kuiper’ın ortasındaki bir cisimle buluşmak ve onun da uygunsuz pozlarını çekip bizle paylaşmak. Hedef tarih Ocak 2019. Bu demektir ki, Kuiper’daki bu yeni ufukları gördüğümüz anda, bu görev 13. senesini tamamlamış bir başarı öyküsü olacak.


“İnsanoğlunun” Başarısı

NASA için başarı tabii bunlar, başka kimsenin bir şey başardığı yok. Ama adamlar iyiliklerinden “insanoğlu aya çıktı”, “insanoğlu Mars’a ayakkabılarını çıkarmadan basacak”, “insanoğlu Pluto’yu da ifşa etti” diye basın açıklamaları yapıyorlar, biz de alışmışız, kendimize pay çıkarıyoruz.

Seneler önce Malezya’nın uzay müzesine gitmiştim, yakın geçmişte bir astronot göndermişlerdi kendi uzay programlarıyla. Müzenin ciddi bir kısmı, uzayda kıble aramak, namaz kılmak, oruç tutmak hakkındaydı. Görev planlamasındaki her ayrıntı da bir dini konseyin onayından geçmek zorundaymış. “Batı’nın teknolojisini alalım ama ahlaksızlığını almayalım”.

Bu kafa Mars’a gitse, bunu İslam’ın başarısı olarak pazarlar. Kuzey Kore dd, Kim Jong Un’un saç stili şeklindeki bir roketle Ay’a gitse, bunu üstün Kore ırkının başarısı olarak pazarlar. Türkiye başkasının roketiyle bir iletişim uydusu göndermeyi bile hala milli gurur meselesi yapıyor. Pluton’a araç yollayacaklar, ohoo, “bir gece ansızın 83 Washington, 84 Londra” diye gezer millet. Herkes ayrı manyak, kimse de NASA kadar “insanoğlu” vurgusu yapmaz.

Vallahi bazen Trump’tan daha çok Trump olasım geliyor, “tüm ülkeler NASA vergisi ödeyecek, yok öyle bedavaya uzay fotoğraflarına bakıp hayal kurmak, GPS’li telefonlardan sabah akşam bize sövmek” diyesim geliyor.

(Yan not: GPS olmazsa aksayacak şeylerin sonu yok ama kimse “bu nimet nereden geliyor, niye bedava” diye düşünmüyor, alışmışız. Tıpkı Internet gibi. NASA araştırmalarından türemiş ve parasıyla kullandığınız teknolojilerin de tam listesi burada.)

trajectory.jpg


Uzay Politikası

Uzun mesafe görevlerin bir ilginç yanı şu: ABD’de iktidar döngüsü 4 senelik. Hatta ara seçimleri de düşünürsek, 2 senelik. Dolayısıyla New Horizons görevi, en az 6 seçim dönemine denk geliyor.

Demokrasilerde, seçim dönemi ötesi projelere imza atmak zor bir iş. Her kaynağı şu an için kullanmaya yönelik kuvvetli bir teşvik var. Pratikte zaten mevcut kaynaklar yetmediğinden, çoğu hükümet borçlanma yoluyla daha olmayan kaynağı da harcar. Bu harcamaların ezici çoğunluğu kısa vadelidir çünkü insanlardan, yedikleri üzümün bağını görmeleri beklenir, “evet duble yolu sana borçluyum” demeleri beklenir. İnsan, ne kadar gerekli olursa olsun, uzun vadeli ve kime yarayacağı belli olmayan projeleri değil, kendine yarayacak şeyi seçer, Roma’daki gibi “ekmek ve oyunlar”ı seçer. Bunun bir atasözü bile var: Eldeki bir kuş, daldaki iki kuştan iyidir.

***

Ama insanlık eldeki kuşlarla ilerlemiyor işte. Kennedy, 62 yılında “biz Ay’a gitmeyi kolay olduğu için değil, zor olduğu için seçiyoruz” konuşmasını yaparken, hedef tarih olarak 1970’ten önceyi, yani bile bile kendi başkanlık süresinin ötesini göstermişti. Görev, 69 yılının Haziranında tamamlandığında Kennedy ölmüş, yerine geçen başkan da gitmişti; iktidarda rakip partiden Nixon vardı ve astronotlarla o konuştu. Yani kurumsal bir devamlılık vardı, daldaki kuşlara uzanan.

Tabii bu çok idealist bir tablo değil, dönemin şartları içinde (Ruslarla rekabet) bakmak lazım. Yine de, buna benzer dış etkenler sayesinde, ite kaka kurumsal bir hafıza oluşuyor ve o kurumlar zamanla güçlenerek, popülist iktidarların kısa dönemlik hırslarını dengeliyor.

Bu, zor edinilen ve çabuk kaybedilen bir kazanım. Entropiye karşı sürekli dışardan bir enerji gerekmesi gibi, insanın ve iktidarların kısa dönemlik çıkarlarına karşı sürekli bir kurumsal mücadele gerekli, yoksa inceldiği yerden kopuyor. Bugün mesela NASA’nın bütçeden aldığı pay tırnak kadar kaldı, siyasi gündemde de yeri sıfır. Kennedy’nin konuşma videosuna yapılan şu yorum durumun güzel bir özeti:

“It's so strange to hear a US President talking so passionately about the importance of human space travel. It feels like I'm looking at an alternate universe.“

(“Bir ABD başkanının insanlı uzay yolculuğu konusunda bu kadar tutkulu bir şekilde konuştuğunu görmek çok garip. Sanki alternatif bir evrene bakıyormuşum gibi hissediyorum”)




Şikayetim Var

Eğer siyasi gündemde ve popüler kültürde, uzay seyahati konusu eski yerini korusaydı, bugün neleri tartışıyor olurduk acaba?

Bugünkü en hızlı insan yapımı araçlar, 40 sene önce Güneş'i incelemek üzere fırlatılmış olan Helios’lar: Saatte 250 bin km’ye varmışlar. Yine de şikayetimvar.com'a demin yazdım, hızımız halen çok yavaş. Bir siyasinin “uzay keşfi hızımızı arttıracağız” diye bir seçim vaadi de olmayacak yakın zamanda.

Galaksinin dört bir yanına barış ve demokrasi götürmek, barbar Klingonlara Oryantalist yaklaşımlarda bulunma konulu emperyalist pornoları 50 senedir izliyoruz ama sadece bir arpa yol katettik. Bakın Battlestar Galactica’da bir tane lazer yok, ahizeli telefon kullanıyor kaptan mürettebata seslenirken, ama onlar bile atlaya zıplaya galaksi dolaşıyor. El insaf, so say we all.

Oysa bizim için, komşu galaksi Andromeda’ya gitmek New Horizon ile tam 40 milyar yıl sürecek. Bırak Andromeda’yı, Güneş’ten sonra en yakın yıldız olan Proxima Centauri’ye gitmek on binlerce seneyi buluyor. Proximus Latince “yakın” veya “sonraki” demek. On binlerce senelik bir yakınlık.

***

Klasik roketler zaten dandik teknolojiler de, alet edevat ne olursa olsun, bir teorik sınır var: Bir tonluk bir uzay aracını, ışık hızının onda birine çıkarmak için gereken enerji miktarı 125 terawatt saat. Şu an ABD’nin en büyük nükleer enerji santralinde 3 reaktör var ve toplam 4000 megawatt güç üretiyorlar. Yani bu gücü %100 verimle itme kuvvetine çevirecek sihirli bir teknoloji bulsak bile, koca santrali de uzay aracına bağlayıp hiç durmadan 3-4 sene çalıştırmak lazım.

İvmelenmeyi ve yavaşlamayı hesaba katmayalım: Bu hızda Centauri güneşine gitmek 42 yıl, giden araçtan ilk sinyalleri almak bir 4.2 yıl daha sürecek. Bu sabırsızlık çağında, kimse güneş kremi kullanmak için bir başka neden bulacağız diye 46 sene beklemez.

Büyük bir uzay aracı yerine, ivmelenmesi çok daha az enerji gerektirecek ve kıçından nanoparçacıklar atarak hızlanan bir sürü ufak araç (nanofet) göndermek başka bir yol. Fakat, ölçümleri yapacak ve sinyalleri iletecek alet edevatın da nanoteknoloji ile yapılması, o boyutlarda işler hale gelmeleri şimdilik hayal.

solarsail.jpg



Büyük araçları, konvansiyonel yakıtlar olmadan ittirmek için güneş yelkenleri fikri var. Güneş ışığını oluşturan fotonların ittirdiği, incecik ve yüzlerce kilometre uzunluktaki aynalardan oluşan bir "motor" sistemi bu. 2014’de Japon Uzay Ajansı’nın IKAROS projesi bunu uyguladı, ertesi sene de Carl Sagan’ın kurucusu olduğu ve Bill Nye (the Science Guy) tarafından idare edilen The Planetary Society bu teknolojiyi denedi. 2019’da ikinci deneyi yapacaklar ama bunlar şimdilik Dünya’nın yörüngesinde kalıyorlar.

Yelkenlerin, Güneş’ten gelen ışık yerine, Dünya’dan gönderilecek mikrodalga ile çalışan versiyonları da mümkün, en azından ilk ivmelenme için. Sonuçta ışık dahil her elektromanyetik dalga fotonlardan oluşuyor ve çarptığı yüzeye bir basınç uyguluyor. Uzayda direnç olmadığı için, bu ufacık basınç sabit bir ivmeye olanak veriyor. Fakat bu ivme çok yavaş. Bu araçlarla Jüpiter’e ancak 2 senede varılıyor, Alpha Centauri’ye ise 1000 senede.


Sanırım tek çare warp drive, yani daha hızlı gitmek yerine, uzay-zamanı bükerek daha az mesafe katetmek. Yukarda veya burada 10 dakikalık amatör bir açıklaması var, göreceğiniz gibi henüz bilim kurgudan hallice. Uzak gelecekteki nesiller eğlence olsun diye bize wormhole açmadıkları sürece, yıldızlararası seyahat bir hayalden ibaret. O yüzden New Horizons'ların, Voyager’ların değerini bilin, ara sıra hatırlayıp antenleri için dua için.

Söz sende Picard: Engage!

Eş Seçimi #1: Evlilik Müessesesine Neden Karşıyım

Eş Seçimi #1: Evlilik Müessesesine Neden Karşıyım

Oscarlık Başkan

Oscarlık Başkan