İslami Terör Tartışmalarının Psikolojisi

İslami Terör Tartışmalarının Psikolojisi

 

Gerçek Empati Bu Değil

 

"Nerede olursa olsun yiten her masum cana üzülüyorum, ayrım yapan insanlıktan nasibini almamıştır." 

 

 Sidney Opera Binası (bir başka günah yuvası) Fransa'nın renklerine bürünmüş

Sidney Opera Binası (bir başka günah yuvası) Fransa'nın renklerine bürünmüş

Başkalarını yargılayarak, iyi biri olduğumuzu kendimize tekrarlamak zorundayız. "Onlardan" daha çok üzülüyorsak daha iyiyiz. Halbuki insanın duygusal kapasitesi sınırlı ve duyarsızlaşma aklın kendini koruma mekanizmasıdır. Her ölüme ayrım yapmadan üzülmek, ahlaki meziyetten ziyade, kısa zamanda delirecek bir çocuk zihnine işaret etse gerek. Zira Dünya'daki acının haddi hesabı yok. Sırf işkence edilen hayvanlar bile delirmeye yeterli olurdu herhangi bir filtreleme olmasa. Bu yüzden insanın kendine yakın olana (hem coğrafi, hem de kimlik bakımından) daha çok değer vermesi bir zorunluluk.

Bazı insanlar ise tam tersine, bu derecelendirmenin de ötesine geçip, olayı bir satranç hamlesi gibi düşünüyorlar: "Bize şu kadar üzülmüşlerdi, öyleyse ben de bu kadar üzüleyim".

Üzülme derecelerini mantıkla, stratejiyle, bir alışveriş hesabı yapar gibi belirlemek mümkün mü gerçekten? Bunu yapanların çoğu gerçek birer sosyopat olmadıklarından, empati şalterini bu şekilde indirebilmeyi, adalet duygusu ile açıklıyorlar kendilerine: "Siz Kenya'da öldürülene, ölen Irak'lıya üzüldünüz mü?"

Adalet burada bir kamuflaj. Kamufle ettiği şey de, tıpkı önceki grubun yaptığı gibi, başkalarını yargılayarak üstünlük hissetme isteği. O örnekte insanlık kavramı ön plandaydı, burada adalet. İkisi de aslında aynı kapıya çıkıyor: "Yaptığınız ikiyüzlülük, öyleyse ben daha iyiyim, öyleyse ben haklıyım".

Oysa diğerini ikiyüzlülükle önce suçlayanın kendisi ikiyüzlülükten muaf olmuyor (Osuruktan ilk şikayet eden de osurmuş olabilir). Dahası ikiyüzlü olmamak, bi konuda haklı olmak için yeter sebep de değil (belki başkası osurdu ama sen de altına yaptın). İkiyüzlü olmamak adına, korkunç bir olaya üzülmemeye "karar vermek" belki daha da endişe verici bi davranış (buna osuruktan bir analoji bulamadım). Asıl mühimi ise, bu filmin kötü adamının biz olmadığını kendimize kanıtlamak istiyorsak, baktığımız her yerde çiftestandart bulabiliriz (kendimizdekileri görmeden tabii, bu da "meta-çiftestandart" olsa gerek). 

Halbuki asgari bir miktar çiftestandart sosyal hayatın özünde olmak zorunda. En basitinden, insan hakları ve hukuk herkese eşit mesafede olmalıyken, biz duygusal varlıklar olarak herkese eşit derece empati duyamayız. Yapmamız gereken, aşırıya kaçıp "gerçek" bir adaletsizliğe dönüşmüş örnekleri ayıklayabilmek,

 

* * *

 

Ben de bu hatalardan muaf değilim. Örneğin kendimi bir Fransızla, bir Pakistanlı'ya kıyasla daha rahat özdeşleştirebiliyorum. Bunu aşağılık kompleksinden kaynaklı biçimde yüzeysel olarak (giyim kuşam, tüketim) yapmak da mümkün, bir takım değerleri özümseyerek de (aydınlanma ruhu, Voltaire, laiklik, Catherine Deneuve).

"Ben de onlar gibi görünüyorum"dan ziyade "ben de onlar gibi düşünüyorum" ön plana çıkarsa, o da bir süre sonra "birbirimize benziyoruz"a dönüşüyor. Hem bana benzeyene empatim fazla, hem de onun hatalarına toleransım (adalet duygumuz sonuçta subjektif).

Ölen Fransızlara, masum bir Pakistanlı'ya kıyasla daha çok üzülmemin asıl nedeni bu olmasına rağmen, kafama kakılmış evrensel insan hakları uyarınca kendimi ikiyüzlü görmemek için bu nedeni şöyle rasyonalize ediyorum:

  • "Fransızlara daha fazla yatırım yapıldı ve emek verildi, ölümleri daha büyük bir kayıp"
  • "Zaten Pakistanda insana verilen değer az"
  • "Bunlar kader veya cennet gibi kavramlarla teselli bulabilirler, seküler bir Fransızın yakınlarının ölümüne dayanması daha zor"

 

Bu, Vietnam Savaşı'nda ABD'li birliklerin komutanlığını yapmış olan William Westmoreland'ın ufak bir skandal yaratan sözlerini hatırlatıyor:

"The Oriental doesn't put the same high price on life as does a Westerner. ... We value life and human dignity. They don't care about life and human dignity."

Yani doğulular insana bizim verdiğimiz kadar değer vermezler, insanlık onurunu umursamazlar. Bunu söylediği bağlam, düşman ordusunun sanıldığı kadar iyi yönetilmediği, sadece bol bol insan feda ederek başarı kazanabildikleri idi. Fakat daha genel anlamda, savaşta öldürülen onca sivil karşısında kayıtsız kalanların da, halen iyi insanlar olduklarına inanmayı sürdürmeleri için gerekli bir düşünceydi bu.

 

 

 Hollanda'ya şeriat getirmeye çalışan "(kahrolsun) özgürlük savaşçıları"

Hollanda'ya şeriat getirmeye çalışan "(kahrolsun) özgürlük savaşçıları"

 

Gerçek İslam Bu Değil

 

  1. Uluslararası terör saldırılarının çoğunluğu İslami
  2. Müslümanların çoğunluğu işlerinde güçlerinde insanlar

Benzer içsel çelişkiler, kendini kandırmalar, İslam konusunda daha da bariz oluyor. Yukarda, birbirine zıt gibi görünen bu iki veriyi, bir çok kişi birbiriyle bağdaştıramıyor. Bağdaştıramayınca da birini geri plana atıp, diğeri üzerinden çıkarımlar yapıyor. Yani önyargılarına göre, sorunun İslam'ın özünde / Batı'nın emperyalizminde olduğu sonucuna yine yeni yeniden varıyor. Biz her yeni olayda önyargılarımızı tartıp, fikirlerimizi yeniden değerlendirmiyoruz. Biz her yeni olayda, önyargılarımızı haklı çıkaracak verileri, bizimle hemfikir insanları bulmaya çalışıyoruz.

Bir ateist olarak, dinlerden 1 birim hazzetmiyorsam, organize dinlerden 2, tek tanrılı dinlerden 3, İbrahimi dinlerden 4, Sünni İslam'dan 6 birim hazzetmememin bir takım nedenleri var (5 birim hazzetmemeyi modern pop müziğine ayırdım). Dolayısıyla benim önyargılarımın ne yönde olduğu belli ve şu akışa çok kolay kapılabilirim:

  1. İslam'ın bazı yorumları çok zararlı (şiddet, soykırım, sorgusuz itaat)
  2. Bu yorumlar sapkınlık değil, İslamın özünde ve en az diğer yorumlar kadar geçerli (çelişkili ayetler)
  3. İslam kaçınılmaz olarak insanları bu zararlı yorumlara yönlendiriyor
  4. İslamın boka sarması sadece kaçınılmaz değil, aynı zamanda sürekli olacak bir şey, tepenin ardında düzlük yok.

 

Başlangıç noktam (1) ile geldiğim nokta (4) bambaşka ve işin kötüsü, bu geçişi bilinçli olarak yapmıyorum. Bunlar mantıken birbirini takip eden aşamalar değiller, aksine her aşamada yeni varsayımlar gerekiyor ama ben bunları temellendirmiyorum. Temellendirirmiş gibi yapmama olanak sağlayan bir takım veriler kullanıyorum sadece. Nedir bunlar:

  1. (Uluslararası) terör saldırılarının ezici çoğunluğu islami
  2. İslam ülkelerinin çoğu gelişmemiş
  3. İslam ülkelerinin hepsi hak hukuk bakımından sorunlu, zengin olanlar dahi
  4. Görece sorunsuz ülkelerin hiç birinde islam yok

 

Bunlar yanlış değiller ama vardığım nokta için yetersizler. Zira, şunu açıklamıyorlar:

İslam'ın özünde bu kadar kaçınılmaz ve bu kadar özel bir boktanlık varsa, 1400 yıl içinde niye zamane şartlarına göre epey düzgün sistemleri, uzun yıllarca sürdürebilmiş? Neden günümüz islam ülkelerinde birbirinden çok farklı yorumlar hakim? Neden İslami Terörizm görece yeni bir durum?

İslama yüklenerek şahin politikalarla ucuza puan toplayan yazar-siyasetçi-asker-medyacı tayfası, bu pürüzü görmezden geldikleri sürece Müslümanları daha az insan olarak görebilirler. Bu sayede de "iyi adam" rolünü bırakmadan bir takım politikaları sürdürebilirler:  "Biz medeniyiz, insan haklarına saygılıyız, habeas corpus hakkını tanırız, işkence yapmayız. Bunları ise bir suçlama olmadan hapse atıyor, işkence yapıyor, saldıktan veya öldürdükten sonra tazminat ödemiyoruz, çünkü bunlar vatandaş veya asker değiller. Tıpkı Vietcong gibi, tam insan da değiller. O yüzden biz kendi standartlarımızı hala çiğnemedik".

 

* * *

 

Fakat İslamcı troller ve Avrupalı saftirik liberaller, buradaki haklılıklarını gereğinden fazla ileri taşıyorlar. İslam'daki sorunun, bu tip neocon kafalıların düşündüğü kadar basit ve vahşet olmaması demek, İslam'da bir sorun yok demek değil. Terörizm, İslamın süregelen bir parçası olmaktan ziyade ekseriyetle son 30 senenin ürünü olsa da İslam dünyasında siyasal baskı, sömürü, yolsuzluk, ırkçılık, cinsiyetçilik, çokkültürlülüğe tahammülsüzlük gayet bol. Bu sadece emperyalizm-petrol-sömürü ile açıklanacak bir olgu değil, zira ne müslümanların büyük kısmı Ortadoğu'da yaşıyor, ne de geçmişin denizaşırı imparatorluklarının emperyalizmi ve modern zamanların süpergüçleri sadece İslam ülkelerine sulanmıştı.

Her yerde bağımsızlık savaşları oldu, her yerde güç mücadeleleri var, her yerde isyanlar, asimetrik savaş, terörizm olabilir. Fakat buna aracı olan, katalizör görevi gören şey din olmak zorunda değil. Bu noktada iki korkutucu veri var:

 

  • Bu katalizörün din olduğu durumlarda o din çoğunlukla İslam
  • Ve İslamın yaygın olduğu bu tip ülkelerde, katalizör olarak kullanılan şey ekseriyetle din

 

Soruyu şu şekilde de sorabiliriz: Ezilenler, sömürülenler dünyanın her yerinde varken, neden islami şiddetten konuştuğumuz gibi Budist teröründen, Bahai şiddetinden, Hindu vahşetinden, Animist saldırılardan bahsetmiyoruz? Bunu ABD'nin 11 Eylül sonrasında öcü yaratmak için başlattığı bir algı kampanyasından ibaret görmek mümkün mü?

Bazı coğrafyalarda, dini öğretilerden bağımsız olarak, dünyevi şartlar gereği insan şiddete zorlanıyor (Burma'da Budistlerle Müslümanlar arasındaki sürtüşmeler gibi). Bazı dinlerse, insanı şiddete meyilli hale getirecek yorumlara izin veriyorlar (Jainizm'e kıyasla Budizm'de, Budizm'e kıyasla İslam'da olduğu gibi). Bu ikisi kesiştiği zaman, yani "doğru" din "doğru" yer ve zamanda bulunduğunda felaket oluyor.

İslam bu açıdan neden günümüzün en "doğru" dini?

 

 

 Emperyalist sosis partisi

Emperyalist sosis partisi

 

Gerçek Emperyalizm Bu Değil

 

İslam dünyası Ortadoğudan da ibaret olsaydı, emperyalizm de sadece müslümanlara etki ediyor olsaydı dahi, bu Batı-Emperyalizm-ABD bir joker gibi kullanılacak kartlar olmamalılar. Karmaşık olayların birden fazla sebebi vardır, biz ise kafamıza uyan sebebi seçip, diğer sebeplere yokmuş muamelesi yapmaya meyilliyiz. Örneğin bugün Ortadoğu'nun bu durumda olmasının sebebi nedir?

  • Esad'ın düşürülmesi mi?
  • Irak işgali mi?
  • 67 savaşı mı?
  • Balfour deklarasyonu mu?
  • Napolyon'un Mısır ve Suriye seferi mi?
  • Yavuz Sultan Selim mi?
  • Yahudiliğin ortaya çıkışı mı?

Seç beğen al. Benim favori kırılma anım 100 sene önceki Sykes Picot antlaşması, fakat diğerlerinin de hepsi ayrı birer sebep ve nihayetinde hırsızın da bolca suçu var. İnsanlar tüm nedenleri holistik/bütünsel biçimde değerlendiremedikleri için, geçmişi de, lineer ve basitleştirilmiş anlatılarına uyduracak şekilde yeniden yazıyorlar. Bu sayede Fransa'daki saldırının tüm vebali "Ortadoğu'yu bu hale getiren Avrupalılar"a çıkabiliyor. Yahut ABD'nin Irak'ta katlettiği yüzbinlerden (bazen milyonlardan) dem vuruluyor. Tekrar tekrar tekrar tekrar. Halbuki tam olarak ne demek bu?

  • ABD ordusu yüzbinlerce sivili bizzat, bilerek katletti.
  • ABD çoğunluğu kaza ve ihmal sonucu yüzbinlerce sivili öldürdü
  • ABD Irak'ta bilerek karışıklık çıkmasını sağlamak için çeşitli grupları kiralık katil gibi kullanarak sivilleri öldürttü.
  • ABD kontrolü tutamayacağını anlayınca, halihazırda devam eden bir iç savaşta kendine uygun olan grupları destekledi.
  • ABD bilerek sivil öldür(t)medi ama işgalin kendisi bu iç savaşa yol açtığı için, ölümlerin hepsinde sorumluluğu var.

 

Bunlar tamamen farklı durumlar, ama kullanılan kelimeler, bilerek aradaki farkları belirsizleştirmek üzerine seçilmiş. Bu sayede şunu diyebiliyor insan: "İslam'da sorun yok, siz asıl ABD'nin Irak'ta katlettiği yüzbinlere bakın".

Halbuki aynı Irak örneğini islami teröre örnek olarak kullanmak da mümkün, her gün intihar bombacıları kendilerini düğünde çarşıda patlatıyorlar dini bir iç savaş için. Fakat o zaman da savunma hattını geriye alınacak: "Tamam ABD tetiği çekmiyor ama çektirtiyor." 

Bu karışıklıktan ABD'nin yarar değil zarar gördüğünü (kaybolan petrol geliri, iç siyasette iktidarın rakibe koz vermesi, zedelenen uluslararası itibar, stratejik olarak başka yerlere müdahalenin zorlaşması, vs), o yüzden bunu bilerek yaratıp üstüne yıllarca sürdürmesinin manasız olduğuna ikna etsek, hat bir kademe daha geriye kayacak.

Her halükarda, yüzlerce terör saldırısından her birini ABD, AB, İlluminati son derecesine kadar planlamış olsalardı dahi, yine aynı soruyu sorabiliriz: Hırsızın hiç mi suçu yok?

Din uğruna ölecek, masum insanları öldürecek -hem de böyle iğrenç şekillerde- bu kadar adamın, bu topraklarda bu kadar kolayca bulunuyor olmasını konuşmuyor muyuz? Bu adamlar tarlada yetişiyor olsalardı ABD bu taktikle her yerde, her savaşını kazanmaz mıydı? Hindistan'da CIA ofisi vardır herhalde; 330 milyon ayrı Tanrı var uğruna ölünebilecek, en azından 330 tane Hindu bulamadılar mı "eğit-donat-patlat" ile Rusya'ya girecek (ertesi gün bir bakmışın 51. eyalet Moskova, 52 St Petersburg)?

Zaten tüm İslami Terörizmin bir Batı maşası/projesi olduğunu düşünmek en kökten çözüm, zira bunu yapan insanın hiçbir öz-sorgulama yapmasına gerek kalmıyor.

Fransa'da saldırı olunca "Amerika yapmıştır, Müslümanları kötü gösterip Fransa'yı şahinleştirmek için" (buralar da hep muallak. ABD'nin Fransa'ya nasıl bir ihtiyacı olacak ki, böyle bir vahşete imza atıp, yakalanma riskini alacak. Buradakiler olayı çözmüş ama Fransız gizli servislerinin kafası basmıyor, ABD'nin oyununa geliyorlar).

Saldırıyı IŞİD üstlenince de "Amerika yaptırtmıştır"  (Zamanında adamları finanse ettiler diye halen kontrol etmelerini varsaymak, Taliban'ın da ABD'nin emrinde olduğunu düşünmek gibi. ABD sıkıntıdan kontrol ettikleri örgütlerle savaş çıkarıyor, ama yenemiyor da, Rusya Çin filan da öyle izliyor bu tiyatroyu, Fransa saldırıları sineye çekiyor).

 

* * *

 

Gerçek Adalet Bu Değil

 

Bu nedensellik konusundaki tembellik ve karmaşa, başta bahsettiğim adalet duygusu ile birleşiyor. "Terörün sebepleri arasında Fransa'nın politikaları var" kısa süre içinde "Teröre Fransa sebep oldu"ya dönüşünce, oradan da "Terörü hak ettiler"e geçiş çok kolay. Ben dayanamayıp ABD'den halihazırda bahsettim ama asıl bu evrede konuya dahil oluyorlar, çünkü Fransa'nın "günahlarını" sayarken, o momentumla ABD'yi işin içine katmak en güvenli iş: Kimse araya girip ABD'yi savunmadığından, Fransa yargılanmış ve "cezasını" haketmiş oluyor.

Benim ilgimi çeken kısım ise bu "adalet" algısının, kaçınılmaz olarak neden olduğu yalancı denklik (false equivalency). Bu bizi yazı boyunca değinilen konulara da bağlıyor: Bizim tepkilerimiz sayısal değil, objektif değil, rasyonel bile değil. "Kaç kişi ölmüş" kadar yöntem de önemli, motivasyon da önemli, uzun vade ideoloji de önemli. Burada uzun uzun sömürü, emperyalizm, Batı, vs konularındaki çiğ varsayımları çözümlemeyi isterdim fakat şimdilik şöyle kısa kestirip atayım:

 

Batılılar geldi, ve zenginlik için burayı işgal etti. Kaynakları aldılar. Karşı çıkanları öldürdüler. İnsanlıklarından değil ama kaynak akışı düzenli olsun diye, bölgeye az çok işleyen bir sistem kurdular (okullar, yollar, polis). Halk bunlardan sınırlı biçimde yararlansa da asıl eşitlik, özgürlük Batılıların kendilerine vardı, doğulular için olan ikinci sınıf bir varoluş.
 

Bunu hepimiz anlayabiliyoruz. Hayvanlar aleminin, insanlık tarihinin %99.9'u böyle, yahut bundan da kötü zaten. Ne kadar karikatürize edersem edeyim, ne kadar indirgemecilik yaparsam yapayım, bu yöntemler, bu sebepler, benim anlayabildiğim bir evrenin parçaları. Ama kendinden %100 emin bir insan anlayabildiğim bir şey değil. Burada anlamamak kelimesini "hak vermemek" manasında kullanmıyorum, "lugatımda böyle bir şey yok, mavi ekran veriyorum" demek istiyorum.

 

  • Vietnam'daki komutan Westmoreland'in kayıtsızlığını veya üstünlük bahanesini anlıyorum, ama başkasını öldürüp sonsuz işkenceye yolladığı için, sonsuz güzelliklerle ödüllendirileceğine inanan birini anlayamam.
  • Drone saldırısında 7000 bin km ötede yanlış evi bombalayıp bir aileyi yokeden bir askerin, akşam eve gidip kendi ailesiyle rahat rahat yemek yiyebilmesini zor da olsa anlıyorum. Ama bir konserde eğlenenleri sükunetle, gözlerinin içine baka baka, dakikalar boyunca tüfekle avlamayı anlayamam.
  • Psikopatların tek tük her yerden çıkabileceğini ve bazı bozuklukları hayattan çıkaramayacağımızı anlıyorum, ama basmakalıp seri üretim gibi yüzlercesinin, binlercesinin sonradan bu hale getirilebilmelerini anlamıyorum.
  • Liberalizmin ikiyüzlülüğünü anlayabiliyorum ama safi nefretten, safi ötekileştirmeden, safi siyah-beyazdan ibaret bir ideolojiyi anlamıyorum.
  • Reelpolitike göre hareket eden rasyonel aktörlerin çıkarcılığını anlıyorum, ama kendinden eminliğin bahşettiği bir nihilizm ile varolmayı anlamıyorum.

 

Anlamaktan bu kadar uzak olduğum bir şey de elbette bana korkunç geliyor. Anladığım her şeye (müzik, sanat, seks, bilim, felsefe) ters, onları değilleyen ve ardında, bir atom bombasının geride bıraktığından da daha çorak, daha "insansız" bir dünya bırakan bir kanser olduğu için de PKK ile, PLO ile, İsrail ile, ABD, Fransa, Rusya ile kıyası ve denkliği bu yüzden bence hatalı.

Bu kanserin ilacı yok, zira bunu besleyen mevcut demografik + ekonomik trendler siyasal islam sosu olmasaydı bile yeterince kötü, ama en azından yayılamayacaklar. Onunla birlikte, arada sırada aksıra tıksıra yaşamaya, ama insan gibi yaşamaya, yani müzik sanat seks bilim felsefe yapmaya devam edeceğiz.

Vatandaşa Karşı Devleti Savunan Vatandaş

Vatandaşa Karşı Devleti Savunan Vatandaş

Geçmişin Dev Aynalarında Bugünün Cüceleri: Roma, Çin, ABD, Osmanlı ve Türkiye

Geçmişin Dev Aynalarında Bugünün Cüceleri: Roma, Çin, ABD, Osmanlı ve Türkiye