Determinizm ve Özgür İrade Paradoksu: Stoacı Bir Yorum

Determinizm ve Özgür İrade Paradoksu: Stoacı Bir Yorum


Başlık biraz fazla fularlı oldu ama telaşa mahal yok, fularları bıraktıkça hafifleyip yükseleceğiz.

Felsefenin Öyküsü için Stoacılık bölümünü yazarken, bu konuyu ayırmak istedim. Hem ilerde özgür irade hakkında bir dizi yaparsam ilk bölüm bu olmuş olur, hem de Stoacıların görüşleri "eskide kalmış" değiller, bazı modern teorilere uygunlar. Bu yazıda, özgür irade ve determinizmi aynı anda savunan Stoacı yorumdan ve günümüzdeki paralellerinden bahsedeceğim.

 

Tarihsel Arkaplan

Stoacılık MÖ 300'lerden başlayıp 500 sene boyunca Yunan ve Roma dünyasına hakim olmuş bir felsefe, hala da biraz etkin. Bizle ilgili kısmı, evrenin yapısı ve ahlaki seçimler hakkında. Stoacılar physicalist ve determinist idiler. Yani:

  1. Her şey fizikidir, öyle ayrı boyutlarda takılan garip varlıklar yok.
     

  2. Tüm fiziki şeyler bazı kurallara göre davranır, bir neden-sonuç zincirinin halkası olurlar.
     

  3. Evrendeki tüm zincirlerin toplamı Kaderdir (Fate), başka bir deyişle evrensel akıldır, düzendir (Logos).

Kaderi, iplik ören üç kız kardeş olarak betimlemek klasik bir motif. Bir başka deyişle, kader ağlarını örüyor (literally).

Kaderi, iplik ören üç kız kardeş olarak betimlemek klasik bir motif. Bir başka deyişle, kader ağlarını örüyor (literally).


Stoacıların determinizmi had safhadaydı, zira Kader dedikleri olaylar örgüsünün birebir aynısının, evrenin bir sonraki döngüsünde de yaşanacağını savunuyorlardı. Yani evren sürekli yokolup yaratılıyor ve her versiyon bir öncekinin kopyası.

Öyleyse Stoacılığın kalanının, yani etik hakkındaki öğretilerin ne önemi var? Bir Stoacı hocayı niye dinlersiniz? Hatta herhangi bir ahlak felsefesinin ne önemi var? Nasıl olsa hep aynı hataları ve doğruları yaptık, yapıyoruz ve sonraki evrenlerde yapacağız.

 

Arkaplanın da Arkası

Bu soruya, Stoacıların rakibi olan Epikürüsçüler hakkında yazarken değinmiştim. Onlar da fiziki bir evrene inanıyor ama o kadar determinist değillerdi, atomların arada sırada rastgele saptıklarını düşünüyorlardı.

Bu "sapma" işini başka bir nedenden ötürü uydurdular ama etik felsefelerine bir köprü oldu: İnsan kendisini neden-sonuç zincirlerinden kurtarabilirdi. Özgür iradenin kaynağı bu sapma idi.

Halbuki determinizmin zıttı özgür irade değil. Çünkü rastgelelik, insana kontrol vermez. Bilakis rastgelelik, kontrolün tam zıttıdır.

***

Bu fikirlerin modern paraleline bakalım: "Atomların rastgele sapması" fikrini, kuantum fiziğindeki "atomaltı parçacıkların hareketlerinin olasılık dağılımı" ile değiştirin. Ve özgür iradeye yol yapmaya çalışan Epikür'ü de, "gözünüzde canlandırıp yeterince istediğiniz her şeyi gerçekleştirebilirsiniz, evren size bunu sunar " diyen sözdebilimci gurularla değiştirin. 

Ne zaman taşacağı belli olan deterministik bir nehir ile ne zaman yağacağını tahmin edemediğiniz (rastgele veya olasılıksal) bir yağmuru düşünürseniz, aslında iki su kütlesinin de kontrolünüzde olmadığını farkedersiniz. Nehrin akışını da, yağmurun saatini ve miktarını da değiştiremezsiniz. Ama nedense Epikür'e bu mümkün gözükmüş. Hele hele modern "kuantumcu" şarlatanlara göre (fizikçilerden bahsetmiyorum) basbayağı Yağmur Tanrısı olanız mümkün.

 

Uyumluluk

Şimdi dönelim merkezi sorumuza: Deterministik bir evrende, özgür iradeden bahsetmek mümkün mü?
 

Determinism.png


Bu matriksin bizi ilgilendiren kısmı sağ üst köşesi, ama diğer görüşleri de görün istedim: Determinizmi de, özgür iradeyi de reddetmek mümkün mesela (sol alt). Veya tamamen özgürlükçü olup, determinizmi reddetmek ama özgür iradeye inanmak da mümkün (sağ alt).

Stoacılar compatibilist (uyumcu, uyumlulukçu?) idilerBunu temellendirmek için, sebep-sonuç zincirinde bulunan iki tip sebepten bahsettiler. Biri dışsal, diğeri içsel sebepler. Chrysippus'un silindiri, bu farkı açıklamaya çalışır:

Bir silindirin yuvarlanması için onu itmeniz lazım. Bu itmeyi yapan kişi, dış sebeptir. Ama silindir daha sonra kendi kendine yuvarlanmaya devam eder, çünkü şekli buna müsaittir. Silindirin şekli, yani insanın karakteri, doğası, aldığı eğitim, akıl yürütmesi vs de içsel sebeplerdir. Eğer o cisim silindir değil de küp olsaydı (kötü bir eğitim almış ve aptal bir insan olsaydı), yuvarlanmaya devam etmezdi.

 

Bilardo Topları Değiliz

Dikkat edin, burada özgür iradenin varlığı kanıtlanmıyor. Zira iç sebeplerimiz de eninde sonunda Kader'in zincirlerinde birer halka, yani daha önceki olayların sonuçları. Ama bir bilardo topundan farklıyız.

Bilardo topu, önceki olaylardan bağımsız bir biçimde, tamamen en son dış etkiye bağlı hareket eder (en son ıstaka vuruşu). Halbuki biz feedback loop içeren sistemleriz. Önceki etkilerin sonuçları, sistemin kendisini (bizi) değiştiriyor, dolayısıyla sonraki etkilerin sonuçlarını da değiştirecek. Teknik eğitimi olanlarınız, bu farkı stateless vs stateful olarak düşünebilir.

feedback.gif


Yıllar sonra, Chrysippus'un bu içgörüsü hakkında yazan Cicero elbette böyle terimler kullanmıyordu ama ana fikri kavramıştı ve bunu tembellik argümanında kullandı...

 

Tembellik Argümanı

"Eğer kaderimde hastalıktan kurtulmak varsa kurtulurum, ölüm varsa da ölürüm, öyleyse doktorlarla filan boşuna uğraşmaya gerek yok."

Stoacılar bu görüşü reddeder, çünkü doktoru çağırmaya karar vermem, ilaç kullanmayı kabul etmem ve sonunda iyileşip iyileşmemem, hep beraber paralel giden kader ağlarıdır. İyileşmek için hepsinin olması lazım.

Bu bana, bir sel sırasında mahsur kalıp kurtulmak için dua eden, ama kendisine yardım teklif eden tekneyi, helikopteri vs reddedip "Tanrı bana yardım edecektir, size gerek yok" diyen adamın hikayesini hatırlatıyor:


Tembellik argümanının önemi, "her şey kaderse Stoacı bir öğretmeni neden dinleyeyim ki, kendimi neden geliştirmeye çalışayım ki, nasıl olsa kaderimde varsa doğruyu yapacağım" düşüncesini çürütmek. Doğruya ulaşabilmek için, o Stoacı'yı dinlemeye karar vermen de kaderin bir parçası. Yani bir sonuca çıkan yolda, hem içsel sebepler, hem dışsal sebepler gerekiyor.

 

Özgürlük Seçim midir, Farkındalık mı?

İyi de hala özgür irade işin içinde yok! Yani tembellik yapmam, yapmayı düşünmem, düşünüp sonra vazgeçip Stoacı öğretmenimi dinlemem, bunların da hepsi zaten önceden belli.

Bu noktada Stoacılar biraz kafa karıştırıcı bir şey yapıyorlar. Bizim kullandığımız özgür irade terimi yerine birden fazla kavram kullanarak, seçim ve sorumluluğu ayırıyorlar. Yani evet, bizim başka bir alternatifi seçmemiz mümkün değildi ama yine de hayatımızdan sorumluyuz, zira önemli konularda verdiğimiz kararların büyük kısmı, dışsal değil, içsel sebeplerden etkileniyor. Bir başka deyişle, eğer özgür iradeyle karar verdiğimiz sanrısı varsa, bu kararlardan mesuluz.

***

Durun, hemen pes etmeyin, bir örnek vereyim:

Cicero, komşunun karısını çıplak görünce azabilir. Bu dışsal bir etmen ve azmak da o etmenin ve biyolojisinin direkt sonucu. Stoacılar bu tip doğrudan etmenlere impression demişler. Silindire yapılan ilk ittirme gibi.

Peki şimdi ne olacak? Cicero o kadına bakmaya devam edecek mi? Veya seviyorsa gidip konuşacak mı? Bir başka deyişle, silindir gibi yuvarlanmaya devam mı edecek, yoksa küp gibi hemen duracak mı?

Tüm bunlar daha yüksek seviyedeki sebep-sonuç ilişkileri ve yüksek oranda akıl yürütme, mantık, ahlaki ve felsefi eğitim, vs gerektiriyor. Bunların her biri, daha önceki binlerce olayın sonucu olan ve şimdi sebep rolünde olan şeyler. Hep birlikte de, "biz" dediğimiz şeyi oluşturuyorlar. Yani bilardo topunun, aynı zamanda kendi ıstakası olup, kendine vurması gibi.

***

Dahası, aklımız bunların farkında. Yani kendi üzerinde etki eden bu içsel sebeplerin üstünde düşünüyor. (reflective thinking).

Dolayısıyla, davranışlarımızdan sorumlu olma anlayışının temelinde, bir alternatifi seçebilme ihtimali yatmıyor (kaderin dışına çıkılamadığı için). Onun yerine karmaşık iç faktörlerin, basit dış faktörlere olan oranı VE o faktörler hakkındaki farkındalığımız yatıyor.

 

Modern Durum

Anladığım kadarıyla, modern compatibilism'in en ünlü sözcülerinden olan Daniel Dennett'in fikri de buna benzer. Alternatifleri seçebilmekten ziyade şunlara önem veriyor:

  1. İçsel sebeplerin varlığı

  2. Bu sebeplerin farkındalığı

  3. Sistemin, yani bir içsel sebepler kümesi olan "biz"im, kendimizi değiştirebilmemiz

Özellikle bu son konuda, Dennett gibiler emergence kavramına yaslanıyorlar. Stoacıların bilmediği ama biraz ucundan sezdikleri bu kavram, bir sistemin onu oluşturan öğelere indirgenememesi demek. Bir şehri, onu oluşturan mahallelere bölerseniz, şehri şehir yapan bazı özellikleri kaybetmiş olursunuz. Yahut bir karınca kolonisini, bireylere indirgerseniz, koloninin yapabildiği karmaşık davranışları kaybetmiş olursunuz (Koloni nüfusu belli bir seviyenin altına düştüğünde, tüm organizasyon çöküyor).

Dennett'a göre bir sistem yeterince feedback loop içeriyorsa (yeterince self-referential ise), bir noktadan sonra input-output ilişkisi, yani sebep-sonuç ilişkisi o kadar karmaşıklaşıyor ki, sistemin kendine has bir hayatı oluyor ve emergent özellikler doğuyor. Bu durum, bizim seçimlerimizi klasik sebep-sonuç zincirinin dışına çıkarıyor kısmen. 

Bu noktada duruyorum, çünkü artık bilinç felsefesine geçiyoruz (Dennett'a göre bilincimiz de tamamen emergent bir olgu) ve bunları ayrıyeten yazacağım. Şimdilik, Stoacıların dile getirmedikleri olası bir çözüm ile bitireyim.

 

Tembel Bir Stoacı Olsaydım...

Gördüğünüz gibi, tek bir "özgür irade" anlayışı yok ve Stoacıların bu konuyu determinizmle uyumlu hale getirme şekilleri, bazı modern filozoflarınkine epey yakın.

Fakat daha basit ve "mistik" bir yoldan da gidebilirlerdi. Stoacıların Kader ve Logos dedikleri şey, aynı zamanda evrenin (Tanrı'nın) aklı ve düşünceleri idi. Yani bunlar bir nevi panteist idiler. Dolayısıyla bizim gibi düşünebilen varlıklar, Tanrı'nın bir parçasıdır. Dev bir baba figürünün yönettiği kuklalardan ziyade, hem kukla hem de kuklacıyız. Evrenin deterministik yapısı Tanrı'nın zihni ise, bizim o yapıya uygun yaşamamız da kendi irademiz oluyor otomatikman.

Nedense Stoacılar, bu mistik açıklamalara çok yaslanmamışlar, daha zor bir yol seçmişler ve o sayede de, modern düşünürleri bence daha çok etkilemişler.

Bu hafta Stoacı felsefenin geri kalanını tamamlayıp Felsefenin Öyküsü'ne ekleyeceğim. Bu yazıda yeterince açık olmayan bir paragraf varsa altta yorum yazarsınız.

Stoacılık: Vakur İnsanın Felsefesi

Stoacılık: Vakur İnsanın Felsefesi

Kur Kriziyle Herkesin Hayatına Giren Bazı Kavramlar

Kur Kriziyle Herkesin Hayatına Giren Bazı Kavramlar